09 Ağustos 2009
Ensar Çavdar, beypazarında
İnözü Vadisi - Beypazarı
HÖŞMERİM profesörü - BEYPAZARI İNÖZÜ VADİSİ
Mehmet Çavdar, Tacettin Dergahı'nda
Necati Çavdar, Muhsin Yazıcıoğlu Vakfı'nda
06 Ağustos 2009
Hıdırlık Tepesi'nden Dinazorlar vadisine bakış- Beypazarı
Medeniyet inşaası
Beypazarı Tarhanası, güzel demek de laf mı
Mehmet Çavdar ve Ailesi Ağaç evdeler
Mehmet Çavdar Baba ocağında
04 Ağustos 2009
30 Temmuz 2009
15 Haziran 2009
Keltepe'den Küçük Hırka
"Bir duman çökmüş, hıra dagın; başına Göremedim; kara gözlüm, nerdesin ?
Kuşlar konmuş bahçesine, bagına Ötüşürler, sen, zannettim, nerdesin?.."
14 Mayıs 2009
KARAÖZÜ'NDEN SELAM VE HIRKALI ELMASI
Berk bey,
Memnun oldum
ve İnşallah diyorum
İzin verirseniz bu mesajınızı
köyün blog sitesine koyayım
Ne dersiniz?
Selamlar
Necati Çavdar
"Sayin Necati Cavdar, Tesekür ederim dostca cevabiniza. Tabiiki istediginiz gibi kullanabillirsiniz. "
"Çok sağ olun
anlayışınız için teşekürler
fakat, Karaözü kasabasını internetten inceledim.
Kızılırmak kıyısında imiş.
Her ne kadar bizim güllüöz dediğimiz dere Budaközü yolu ile Kızılırmağa karşsa da köyümüz Kızılırmağa hayli uzak.
Tabiii size de.
Acaba o bahsettiğiniz Hırka, Kayseriye bağlı oalan olmasın?
Bu konuyu, Kayseri Hırka köyünden Mustafa Kelebek beye yazdım.
Bakalım ne cevap gelecek?
Selamlarımla
Necati Çavdar
ncavdar@hotmail.com
/////////////////////////
http://www.karaozu.com/modules.php?name=Galeri
http://www.burunviran.com/018733924d0086545/018733927d00bc91b/index.html
15 Nisan 2009
SUNGURLU'DA MOLA


MEZERLIKTAN BAKINCA
ORDUOĞLU(Suludere) na YOLCULUK
Alaca Adliye ve hastanesi
RECEP YILMAZ
HIRA DAĞI
Şimdi çırıl çıplak soyulduğuna bakmayın..
Tepesinden bakınca Sungurlu, Alaca, Boğazkale sanki ayağınızın altına serilir.
Yozgat'ın kuzeyindeki bir çok köyse öyle ..
Bölgenin en yüksek dağıdır HıraDağı..
Zirvede Hüseyinova'nın manevi sahibi Hüseyin Gazi enginliğini hisdersiniz.
Hitit diyarı Hattuşa'yı seyrederek tarih öncesi yolculuğa yelken açarsınız..
Güneşi Doğusundaki Danlı Dağları'nda karşılar.
Ve akşam gurupla Güneş'i batısında kalan Aygar Dağı'na teslim ederek Nöbeti Baba'ya geceyi emenet eder gibidir.
Tek bir ahlat ağacının bekçiliğinde en derin sesizliğine bürünen Hıra Dağı o haşmetli günlerine dönsün, üzerinde binbir sesli kuşlar şakısın diye 2004 baharında
250 çam diktirdim.
Sonra da devlet, 750 fiadan dikmiş.
Bakan olmayınca..
Hıra dağı yeşil gelinliğine bürüneceği günü bekliyor.
İnşallah köylü ile uğraşmayı, kini ,hasedi bir kenara bırakıp Hıra Dağı'nı yeşillendirecek hamiyetli evlatlar ortaya çıkar.
ŞEKER PINARI ÖNÜNDEKİ TARİHİ HAVUZ
60 yıl önceki kafa aynı..HASET HORTLADI ... 3091 TERÖRÜ
Şeker pınarından bakınca tepe gibi görülen yerde eski evimiz vardı.
Önüde bahçeye kadar evin avlusu idi.
Ama Recep Danlı'ya göre burası mera imiş.
Yalanın batsın, Recep!..
Sende belki vicdan kalmadı. Ama Allah korkusu da mı yok?
Rüşvetle ormanı tarla, yazan..
Rüşvet alamadığını Cin Hacının (Hacı Şahin'in)Yaylak 'daki tarlasında olduğu gibi tarlanın tam orta yerini meraya çıkan, millete hizmet etsin diye halkın kesesinden maaş alan ama elindeki yetkiyi kötüye kulanan şerefsiz kamu görevlisi yaptığını yaptı..
Peki, tüm kötülüklere ses çıkarmayan
O dönemin Muhtarı Mehmet Öztürk( Buzağcılardan Şerif'in Hüseyinnin oğlu Mehmet Buzağcı- Soyadı sonradan Öztürk olarak değiştirildi)
Ve
Ali Özdemir(Alibaz),
Garip Çapraz (Gıdışın Garip.. Köylü diyor ki, Köylünün çıkar ve haklarını savunmadı. Tapu işlemi yapan memurlara meze hazırlıyordu..),
Necip Danlı (Derebağ)
Musa Anbar (Kel Mısa)
Mehmet Özbahar( Haşimin Kör Memmet) den oluşan kadastro komisyonuna (köylü bilirkişilere) ne demeli? Haydi onlar es geçti.. Tarlayı mara ve hazineye kaydetiler.. Yaptıklarını "şeref levhası olarak" boyunlarına asarak vebal üstlenip kimi ölüp gitti. , Peki yıllar sonra, eline geçirdiğin kamu imkanlarını halkın, komşularının hatta akrabalarının aleyhine kulanarak şikayet ne için? İnsanı zahmete sokmak, madi ve manevi yorgunluktan kim ne için zevk alır? Aklım almıyor.. Yeryüzü mahkemeleri belki korur..Belki görmez..Belkide .. Peki o şaşmaz büyük mahkemede halleriniz nice olur?

Biz,Küçük Hırka'ya gitmek üzere Alaca'dan hereket ettik.
Büyük Hırka'dan şahit oalarak Kazım dayı'yı alacağız.Vakit öğle vakti..
Sorduğumuzda yenge, "Kazım; camiye gitti.. Fakat Ramzan (Çavdar) telefon etti Keşif gelmiş, gitmiş..Gerek kalmadı zahmet etmesin dedi"diyerek durumdan haberdar etti.
Köye gitğimizde öğrendik ki, saaat iki de (14 de ) gelecek olan keşif saat 10 da bizim köyden başlayıp, Evciye doğru inmiş.. Yani gitmemmiz bir işe yaramamış.
Keşif gelince koca köyden şikayetçi olarak sadece eski muhtar Recep Danlı ve amcamın damadı Satılmış Ceylan gelmiş..
Başka da kimsecikler yokmuş.Hakim, harman yerine aracı park ederek tarlaya şöyle bir bakmış..Ve gitmiş.
Sonuç;
Mahkemede belli olacak..
İşin yoksa git gel..
Zulüm ki ne zulum..
erin kararlarını ve savunmaları dikaktinize sunacağız..
ÇORUM İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA Davacı: Ramazan Çavdar Küçük Hırka Köyü –Alaca/ Çorum NKNo:39175074028 Davalı: Alaca Kaymakamlığı Konusu: Alaca Kaymakamlığının Küçük Hırka Köyünde köy içindeki tarlamla ilgili 21.11.2008 tarih ve İd.Ku 503-2008/097 sayılı Men kararının iptali , Yürütmenin durdurulması ve Hakkımda verdiği Suç duyurusu ile maddi yüklerin kaldırılması Tebiğ Tarihi: 26 Kasım 2008 Çarşamba Açıklamalar: Çorum ili, Alaca ilçesi, Küçük Hırka Köyünde bulunan ve kadimden beri ekim –dikim yapılarak gelen ve 1951 yılında deme, ondan babama ve babadan oğula intikal eden kesintisiz ve çekişmesiz olarak her yıl işlenen TARIM ARAZİSİ HAKKINDA Alaca Kaymakamlığı, Köy muhtarının şikayeti üzerine Men kararı vermiştir. 1- Alaca kaymakamlığının men kararı verdiği tarla Kadimden beri ekilip – dikilmektedir. 2- Tahminen 250-300 yıl yıl önce Bekir Kağ isimli şahsa ait olan ve Bekir Kağ tarafından işlenen tarla mirasçıları vasıtasıyla ekilip dikilerek işlenmiştir. 3- Bahse konu tarla dedem tarafından 60 yıl önce Bekir Kağ’ın varisleri olan 4 ayrı aile adına HAK sahipleri tarafından Muhtar Nurettin Arslan’ın düzenleyip onayladığı senetle değeri karşılığında dedem Mehmet Çavdar’a satılmıştır. 4- Tarlayı alan dedem, buraya ev, ahır, samanlık,yunaklık ve tandır ve misafir odasından oluşan kompleks binalar inşa ederek, tarla içindeki Şeker Pınarı denen çeşme altında kalan yeri meyve – sepze bahçesi yapmış kalan yerleri ise kesintisiz ve HER YIL OLMAK KAYDI İLE ekip biçmiştir. 5- Evin ve tarlanım bitişiği taşlık alan işçi çalıştırılarak imar ve ihya edilip, buğday, arpa, çavdar gibi mahsullerin işlendiği büyük ve mercimek, nohut gibi mahsullerin işlendiği küçük harman olarak iki harman yeri yapılıp, o gün bu gün çekişmesiz olarak kullanıla gelmiştir. 6- Dedem’den işleri alan Babam Sadık Çavdar ve Salih Çavdar , bahsedilen tarla içindeki evde oturduktan sonra 1970 başlarında kendilerine yeni ve ayrı iki ev yaparak , eski evin yerini ve bahçesini tarla olarak kullanarak daha önceki ekip biçtikleri tarlaya ilave ederek ekip biçmişlerdir. 7- Dedem Mehmet Çavdar’ın vefatıyla Babam Sadık Çavdar ve amcam Salih Çavdar, bahçe ve tarlayı – bütün diğer tarlalarda olduğu gibi - verim durumu da dikkate alarak kendi aralarında eşit bir şekilde bölüşerek yine hiçbir çekişme olmadan kesintisiz olarak her yıl ekip biçmeye devam etmişlerdir. 8- Babam Sadık Çavdar, kendisine düşen alanı ÇEKİŞMESİZ olarak HER YIL EKİP BİÇMEYE devam etmiştir. 9- Bu duruma ne köylü, ne Muhtarlar ne de kaymakamlık gibi resmi kurumlar itiraz etmemiş,her hangi bir çekişme yaşanmamıştır. 10- Babamın sağlığında olduğu gibi babamın 2007 de vefatından sonrada MİARASÇILARIN RIZASI İLE bu güne kadar her yıl tarlayı, bahçeyi işledim. Harmanı kullanmaya devam ettim. Bu gerçek, köyde görev yapan muhtarlar, öğretmenler, imam- hatipler ve diğer köy halkı,komşu köylüler gibi başka şahitlerce, ekte sunulan fotoğraflar ve 1950’lerden buyana 160,1970,1980,1990 ve 200li yıllarda çekilen hava fotoğrafları ile ortaya konabilir. Ancak kadimden beri işlenen ve deden toruna ekip biçtiğimiz yerin hiçbir dönemde mera olarak kullanılmadığı gerçeğine ve Medeni Kanuna göre HAK Kazandırıcı Zilliyete rağmen Alaca Kaymakamlığı, hiçbir araştırmaya gerek görmeden ve şahitlerin ifadelerini kaale almadan 3091 sayılı yasaya göre meraya tecavüz konu edilerek men’i müdahale kararı vermiş, tarafıma maddi gider yüklemiş ve Sulh Ceza Mahkemesinde dava açılması için savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Soruşturma memuru, soruşturma öncesinde, soruşturma sırasında soruşturma sonrasında taşınmaz malla ilgili anlaşmazlığın taraflar arasında Medeni Kanuna göre mülkiyet hakkına dayalı bir müdahalenin olup olmadığı araştırılmamış, arazinin niteliği belirlenmemiş, tarımsal arazi yada mera veya yaylak olup olmadığı araştırılmamış, bunun için ilçe İdare Kurulu kararı; temlik tezkeresi, mera norm kararı ve haritası incelenmemiş, yerel ve uzman bilirkişiler yardımı duraksamaya meydan vermeyecek şekilde tespit yoluna gidilmemiş, zilyedliğin ihlaline yol açarak beni ve diğer hak sahiplerini mağdur edecek karara yol açıp açmadığını araştırmamıştır. Tarafsız yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları; taşınmazın; zilyetlik durumunu başlangıç ve sürdürülüş biçimini olaylara dayalı olarak açıklattırılmamış, zilyetlikle iktisap şartlarının oluşup oluşmadığı araştırılmamıştır. Kaymakamlık, görev süresi içinde her hangi bir şikayeti olmayıp, seçime az bir zaman kala muhtar Recep Danlı’nın olayı oya tahvil gayreti ile şikayeti üzerine - bahçeyi, harmanı ver tarlayı bir bütün olarak zilliyetimizde bulunduğu halde – yeni bir tecavüz gibi karar oluşturdu. 11- Yüz yılardır eski sahipleri, 60 yıldır da tarafımızdan aralıksız ve çekişmesiz olarak ekilip biçilen tarlamız hakkında; aynı muhtarın 5 yılık görev süresinin 4 yılında suskun kalıp son yılında tarla YENİ SÜRÜLMÜŞ GİBİ Muhtarın gerçek DIŞI BEYANLARINA VE İSTEĞİNE UYULARAK araştırma yapmadan, şahitleri dinlemeden ve tarlanın fiziki durumu dikkate alınmadan geçmişteki ve şimdiki durumu tarım arazisi niteliğinde olan yer için verilen karar gerçeğe ve HUHUKA aykırıdır. Kadastro çalışmaları sırasında Alaca İlçesi Küçük Hırka Köyü 1 Pafta 2217 ve 2082 parsellerin mera ve taşlık arazi olarak yapılan tespitlerin – köyümüzde başka örnekleri olduğu gibi - HAYALİ yada Kadastro tespiti sırasında mahalli bilirkişilerin yanlış beyanda bulunarak araziyi KASITLI olarak yanlış tespit yaptırdığı bir gerçektir. Her ne kadar 1983 de kadastro geçince sadece ev ve bahçemiz kayda geçirilmiş olsa da belirttiğim zaman dilimlerinde 60 yıldır tarafımızdan işlenmektedir.ZİLLİYET YOLU ile babadan evlada intikal eden arazi KADİMDEN beri arazi tarım ve yapılarak kullanılıp, korunmuş ve işlenilerek bu güne kadar gelinmiştir. Mahallinde keşif yapıldığında yukarıda mevkisini yazdığım arazilerin kadimden beri işlendiği, dededen- babaya, babadan toruna çekişmesiz ve kesintisiz işlene gelen arazi olup olup, zilliyet ve tasarrufumuzda bulunduğunu; Hudutları belli olan tarlanın hiç bira zaman ve dönemde köy merası olarak kullanılmadığını, Başta Muhtar Recep Danlı’nın annesi Hüsne Danlı ve eşi, kardeşleri dahil en yakınları ile şu an görev yapan ihtiyar heyeti üyeleri olmak tüm köy muhtarları, köyde görev yapmış öğretmen ve imamlarla aklı selim her birey tarafından bilinir. Ancak kadimden beri işlenen ve deden toruna ekip biçtiğimiz yerin hiçbir dönemde mera olarak kullanılmadığı gerçeğine ve Medeni Kanuna göre HAK Kazandırıcı Zilliyete rağmen Alaca Kaymakamlığı, 3091 sayılı 4.12.1984 tarihli Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunla bu kanunun uygulama esaslarını belirlemek için çıkarılan “ Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun Uygulama Şekli Ve Esaslarına Dair Yönetmelik hükümleri yerine getirilmeyerek;hiçbir araştırmaya gerek görmeden ve şahitlerin ifadelerini kaale almadan 3091 sayılı yasaya göre meraya tecavüz konu edilerek men’i müdahale kararı vermiş, tarafıma maddi gider yüklemiş ve Sulh Ceza Mahkemesinde dava açılması için savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Soruşturma memuru;soruşturma öncesinde, soruşturma sırasında soruşturma sonrasında taşınmaz malla ilgili anlaşmazlığın taraflar arasında Medeni Kanuna göre mülkiyet hakkına dayalı bir müdahalenin olup olmadığı, araştırmamış, arazinin niteliği belirlenmemiş, tarımsal arazi yada mera veya yaylak olup olmadığı araştırılmamış, bunun için ilçe İdare Kurulu kararı; temlik tezkeresi, mera norm kararı ve haritası incelenmemiş,yerel ve uzman bilirkişiler yardımı duraksamaya meydan vermeyecek şekilde tespit yoluna gidilmemiş, zilyedliğin ihlaline yol açarak beni ve diğer hak sahiplerini mağdur edecek karara yol açıp açmadığını araştırmamıştır. Kaymakamlık, görev süresi içinde her hangi bir şikayeti olmayıp, seçime az bir zaman kala muhtar Recep Danlı’nın olayı “oya tahvil gayreti” ile şikayeti üzerine - bahçeyi, harmanı ver tarlayı bir bütün olarak yüz yılardır ailemize satan eski sahipleri, 60 yıldır da tarafımızdan aralıksız ve çekişmesiz olarak ekilip biçilen tarlamız hakkında; aynı muhtarın 5 yılık görev süresinin 4 yılında suskun kalıp son yılında tarla YENİ SÜRÜLMÜŞ GİBİ Muhtarın gerçek dışı beyanlarına ve isteğine uyularak araştırma yapmadan, şahitleri dinlemeden ve tarlanın fiziki durumu dikkate alınmadan geçmişteki ve şimdiki durumu tarım arazisi niteliğinde olan yer için - zilliyetimizde bulunduğu halde– yeni bir tecavüz gibi tarafıma bildirilmeyen bir karar oluşturulmuş. Oysa 25.8.2008 günü köye gelen keşif heyetini kendi aracı ve ücret karşılığında getiren Muhtar Recep Danlı, “Gerek köyümüzde gerekse Alaca’nın bir çok köyünde kadastro çalışmaları sırasında yıllarca tarla olarak ekilip biçilen yerler zilliyetlerine tapu edilmemiş.Bu nedenle yeniden komisyon kurularak sıra ile köylere gelip çalışacaklar. O zaman yanlışlar düzelecek.Sizin tarlada bu yanlış tescillerden biri. Şimdilik ön keşif yapılarak durum tespiti yapılıyor. Daha sonra asıl kadastro heyeti gelecek “demiş ve 24.8.2008 tarihinde köye gelerek tarlaya hiç bakmayan -sadece nerenin daha önce tescilinin yapıldığını söyleyen fen memuru hariç- heyetin çalışması sonucundan haber edilmedik. Tarafımıza bildirilmeyen Kaymakamlık kararından savcılık soruşturmasıyla haberdar edilerek zilliyetimizdeki yer için keyfi cezalandırılmam yoluna gidilerek oldu bittiye getirildiğim anlaşıldı. Dededen toruna zillyetimizdeki tarla için hukuk mahkemeleri yolunu seçmeyip Muhtar’ın Kaymakamlığa şikayetlerde bulunması, keşifler getirmesi; hem maddi hem manevi olarak zarar vermek suretiyle baskı yapma eylemi olduğu açıktır. Olay TMK’ da yer alan “zilyetliğin korunması” hükümleri çerçevesinde olup 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun hükümlerinin aleyhime uygulanması söz konusu olmamalıdır. Çünkü; 3091 sayılı “ Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun” ve bu kanunun uygulama esaslarını belirleyen Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun Uygulama Şekli Ve Esaslarına Dair Yönetmelik’ deki “Tecavüzden kasıt, taşınmaz MALI ZORLA VEYA ZİLYEDİNDEN HABERSİZ İŞGAL ETMEK veya ele geçirmek veya taşınmazın aynında değişiklikler meydana getirmektir.”(Yön.m.11/1) Şeklinde belirtilen “zilliyete tecavüz” söz konusu değildir. “Zilyetliğin korunmasında, dayandığı hak değil, bizatihi zilyetliğin kendisi korunmaktadır. Bu itibarla zilyetliğin korunması davalarında zilyetliğin bir hakka dayanıp dayanmadığı aranmaz.”ilkesi çerçevesinde hiçbir dönemde mera olmayan yer için mera olarak kullanmayanlar değil, kadimden beri ekilip dikilen tarla için 60 yıldır zilliyet eden korunmalı, karar o yönde çıkarılmalı idi. Zira Hukuk otoritelerinin“Zilyetliğin korunmasında, temelinde bir hak bulunup bulunmadığına bakılmaksızın koruma sağlandığı için haklı zilyetler gibi haksız zilyetler hatta hırsız gibi kötü niyetli zilyetler dahi korunur. Çünkü zilyetliğin korunmasında ki amaç toplumsal hayatın bozulmadan devamını sağlamaktır.” (ERASLAN ÖZKAYA, el atmanın önlenmesi davaları C.3 sah.109 )Şeklindeki görüş hala geçerliliğini korumaktadır. Olayımızda kamu otoritesi ve bu otoritenin gücü kasıtlı amaçlar için kullanılmıştır. Zilliyetlik başlangıçı ve sürdürülüş biçimi ile HİÇ BİR ŞÜPHEYE YER BIRAKMAYACAK ŞEKİLDE mera olmayıp ev yeri, bahçe,avlu, harman ve tarladan oluşan bir bütün olarak dededen –toruna intikal ederek ZİLLİYETİMİZDE İŞLENDİĞİ, ancak her nedense kadastro çalışmaları sırasında -köyümüzde ve ilçede çokça görüldüğü şekilde -Zilliyetleri adına tescilinin yapılmadığını yeni öğrendiğimiz Kadimden beri işlenen ve 1950 başlarından kadostro çalışmalarının yapıldığı tarihe ve o günden buyana 25 yıldır davasız,ÇEKİŞMESİZ ve ARALIKSIZ iyi niyetle MALİK SIFATIYLA zilyetliğimizin bulunduğu tarla için Ortada 3091 sayılı Kanun hükümlerinin aleyhime uygulanmasına hukuki dayanak olmadığından Alaca Kaymakamlığının Men kararı ve ekim –dikim yaptığım gerekçesiyle cezalandırılama isteği, yersizdir. HUKUKİ SEBEBLER: Medeni Kanun, 3091 sayılı zilliyetin korunması kanunu, 3042 sayılı kadastro kanunu Sonuç ve istem: Yakarıda açıklanan nedenler ve mahkemece res’en tespit edilecek diğer nedenlerle; Medeni Kanun ve 3091 sayılı kanuna aykırı olarak Alaca Kaymakamlığının Küçük Hırka Köyünde köy içindeki tarlamla ilgili 21.11.2008 tarih ve İd.Ku 503-2008/097 sayılı Men ve aleyhimdeki diğer kararının İPTALİNİ, Ekim- dikim işlemini engelleyerek üretim yapmama mani olduğu ve oluşacak zararı önlemek için 3091 sayılı Yasa'nın 14/2 maddesi gereğince İHTİYTİ TEDBİR KARARI ile YÜRÜTMENİN DURDURULMASINI; Yargılama giderlerinin davalı idareye yükletilmesini saygıyla arz ederim. 15..12.2008 Ramazan Çavdar EKLER: 1- Dava konusu yapılan İDARİ İŞLEM 2- TARLANIN 1979,1980 ,1990 VE 2008 DEKİ DURUMLARINI GÖSTEREN FOTOĞRAFLAR Not, 10 Nisan 2009 günü "3091 sayılı Kanuna göre verilmiş kararlar üzerine idari yargıya başvurmalarda yürütmenin durdurulması kararı verilemez."hükmü(34. madde)gerekçesine sığınılarak istek RET edilmiş olduğunu öğrendik.. /////////////////////////////////////
ÇODAROĞLU SADIK ÇAVDAR KÜTÜPHANESİ VE AKM
13 Nisan 2009
İĞDE ÇİÇEK AÇTI,yaz mı gelecek?
10 Nisan 2009 Günü Alaca'ya inmiştik.Küçük Hırka'ya
İkindi üzeri gelebildik.
Gün iyice eğilse de mahalle hanımları, geçiken ikindi güneşinin ısıttığıu duvar dibinde laflamayı hala bırakabilmiş değil.
Eryaman'da güzel "Sultan İğdeleri" var
Çok çabuk yetişiyor ve çok hoş meyve veriyor.
Ağbim Ramazan Çavdar, 8 Nisan 2009 Çarşamba günü telefon ederek, "Yarın tarla için keşif var. Saat, iki de gelecekler.Yarın sabah bnisen yetişirsin" deyince..
Yüksek İhtisas da amaliyat için yatan Bibim Saniye 'den "nasıl olsa bu gün amaliyat yapmayacaklar" diye izin aldım.
Eve gelmem geç oldu.
Acele mahalledeki iğdelerden bir kaç dal alarak Küçük Hırka'ya hediye olsun istedim.
İnsan kurt kuş yesin diye Çoraklık ve Hidayet Emmimin pınarın önüne (bizim Köse Tarla'nın yol kenarına) Yeğenim Üzeyir ve oğlu Recep'le diktik.
İnşallah, birilerinin hasedine uğramaz da köylüler, meyvesini görürler
KÜÇÜK HIRKA'da gün Akşam oldu
BÜYÜK HIRKA' da Pazar

Büyük Hırka, eskiden köy idi
Şimdi Belde
3 dönemdir yapılan Belediye Seçimleri daha yeni 29 Mart 2009 da yapıldı.
Alaca'ya, oradanda Ankara'ya gitmek üzere Küçük Hıtrka'dan çıktık.
Kaptanımız Yasin(Hacı Ahmet'in oğlu) Karaka'ya süt almak için Büyük Hırka'da mola verdi
Mola yerinde gözümüze bu manzaralar ilişti.
Paylaşmak istedik
11 Nisan 2009 Cumartesi günü, Büyük Hırka'nın aynı zaman da pazarı imiş..
EKMEKÇİ
TURGUTLU ve DENİZLİ
03 Mart 2009
28 Aralık 2008
NECATİ ÇAVDAR'IN 5.KİTABI ÇIKTI
Necati Çavdar’ın en son kaleme aldığı;
“TÜRKMEN GOCABUBASI
Mehmet Emin YARBAY” isimli kitap Ekin Yayınları’ndan çıktı.
“TÜRKMEN GOCABUBASI
Mehmet Emin YARBAY” kitabı için SERVER VAKFI konferans salonunda
26 Aralık 2007 Cuma günü saat 18.00’de Denizli ve Darıverenliler için İMZA GÜNÜ yapıldı. SERVER Basın Yayın İlim ve Sosyal Dayanışma Vakfı'nın G.M.K Bulvarı No:24/8 Kızılay/ ANKARA adresinde 18.00-21.00 satleri arasında gerçekleştirilan İmza Günü'ne Ankarada görev yapan ünüversite hocaları, kamu kurumlarının üst düzey bürokratlar ve emeklileri katıldı.İmza Günü'nde Gocabuba'nın Ankara'da bulunan çocukları Ersönmez ile Salih Yarbay'da hazır bulundular. Çok samimi bir havada geçen buluşmada Necati Çavdar, yeni çıkan“TÜRKMEN GOCABUBASI Mehmet Emin YARBAY" isimli kitabı imzaladı.


11 Eylül 2008
DULKADIRLI BEYİNE DİRLİK İÇİN VERİLEN VARSAK BÖLGELERİ;
.Yörenin İskanı ve Aşiretlerinin şeceresini konu eden; 1) Kara Hisar- Demürlü Yöresinde “OĞUZ BOYLARI” “Çorum, Kırıkale, Kırşehir, Yozgat ve Çankırı Yöresi” Adlı kitabımızı, “ Orta Anadolu halk Kültürü” Adlı Kitabımızı “ Orta Anadolu Halk Kültüründe Deyimler ve Hikayeleri” Adlı Kitabımızı, Ve “Tarihi, Kültürü ve İnançlarıyla Sungurlu” Adlı Kitabımızı Gördünüz mü? Selamlar. .............. kimden : iucakci
04 Eylül 2008
YÖREMİZ DİLİYLE
Ağ : Baba
Ecik :Az
Ağartı :Süt ve yoğurt,Ayran gibi süt ürünleri
Ahraz :Dilsiz
Ânanmak :Yuvarlanmak (özellikle hayvanların sırtlarını kaşımak için sırt üstü yuvarlanması)
Bacı ...................: Kız kardeş
Badal.................: Merdiven basamağı
Balak.................: Camız yavrusu
Bayaktan..........: Biraz önce
Bıldır..................: Geçen yıl
Bibi......................: Babanın bacısı
Boyuna...............: Devamlı
Çakır...................: Mavi gözlü
gapcık ağız ........: luzumsuz
Camız................: Manda(Manda camızın kısırlaştırılmışına denir)
Cılga..................: Yayaların yürüyebileceği dar patika..Keçi yolu, iz
Cıncık.................:Cam,çanak kırığı
Cibicik..................: Alkış
Comba.................: Genç, kısırlaştırılmamış erkek manda
Cuvara...................: Sigara
Cücük.........................: civciv
Çalık..................:Ayağı sakat, yürüme özürlü
Çalkama.........:Yoğurt ve ekşi pekmezin sulandırılarak içilir hale getirilmesi Ayran
Çapıt..................: Bez parçası
Çeltek...........:Çoban yardımcısı, çömez, şeltek
Çerçici..........: Seyyar satıcı
Çiğit..........:Meyve çekirdeği
Çimmek.............: Yıkanmak
Çöğdürmek.........:Ayakta işemek
Çit Sürmek.........:Koşum hayvanları ile tarla sürmek(Traktörle tarla sürmeye de aynı kelime kullanılıyor)
Çörten: çeşmenin kurnası..toprak damlı evlerin dambaşısında yağmur oluğu
Dam başı..... : Evin düz, toprak çatısı
Davar... : Koyun, keçi küçükbaş hayvan topluluğu
Dıh..............: Bir şeyi içeri koymak (Hayvanları ahıra yerleştirmek) ,
Dıhız........: Toprağın sürüme hazır olmayacak derece çamur olması
Dombalak aşmak........: Takla atmak
Don-Köynek....: İç çamaşırı
Dulda.....: Esintiyi önleyen yer, duvar dibi,kuytu
Duluk.....: Faul
Ecik.......:Az
Elekçi......: Elek, kalbur yapan esnaf,sanatkar ( Bu işi yapmak üzere köy köy dolaşzn Çingene ailesi fertleri
Ede : Büyük erkek kardeş, ağabey
Ellaham : Herhalde, tam bilmiyorum ama (Allah Bilir= Allahü Alem’in hızlı söylenişi)
Enkebut : Karabasan
Eşme : Suyun gözesi
Evrağaç : Ekmek evirilen ağaç
Fistan : Kadın Elbisesi
Garaltı : Seçilemeyen görüntü
Gındap : Bir tür ip
Gidik : Keçi yavrusu
Gilik : Mayalı ekmek
Girallık : Kiler
Gucele : Zar zor
Guşene : Büyük tencere
Gütmek : Hayvan otlatmak
Gobel : Erkek çocuk. Anası -babsı olmayan bebe, Yetim
Göv : Olgunlaşmamış, yeşil, ham sebze, meyve
Göğ : Gök yüzü
Hâbe : İki gözlü çanta
Hatıl : Sedir
Hayat : Balkon Hazzetmek………: Hoşlanmak
Heeri: Kişi sıfatı yerine kullanılır.
Helke: Su kovası
Hıngel: Hamur yemeği, tereyağla yapılan sarımsaksız mantı
Hömermek: Kafa tutmak
Hüşümlenmek: Kötülüğü sezinlemek, çekinmek,Korkmak
Işkın: Yeni süren filiz
İlaen: Büyük düz kab
İlistir: Kevgir
İlletli: Dermansız hasta.. Küçümsemek, Hakaret için söylenir.
İlikleme: Elbiseyi düğmeleme
İşlik: Yelek
Gafa Kağdı: Nüfus cüzdanı
Kele: (Kadınlar için kullanılan, kadınların kullandığı) kişilik sıfatı
Kelem: Lahana
Kelik: Gölgelik, bağ-bahçe bekleme yeri
Kenef: Tuvalet, pislik anlamına gelen hakaret kelimesi
Kenefi : Kına günü
Kenefi kesmek: Gelin adayının törenle temizlenip, kına için toplanılması
Kırık: Eşek yavrusu
Kom: Koyun-Keçi ahırı
Köten: Öküz-at-katır gibi koşum hayvanlarının çektiği pulluk Galender: Uyumlu, iyi insan
Geçim: Düzenli iş
Gumpür: Patates
Lo taşı: Dam başındaki çorak toprağı sıkıştırmak için kullanılan Silindir taş
Miltan: Gömlek
Namazlağ: Seccade
Nöğrek: Ne yapalım
Nöğrüyon: Ne yapıyorsun
Ölük: Beşik çağındaki çocukların altına ısıtılarak konmak için elenen toprak
Pancar: Madımak
Partal: Palavra
Pinnik: Kümes
Postal: Lastik ayakkabı
Sako: Ceket
Sayfat : Avlunun girişindeki, yanları açık ve üstü kapalı yapı
Sındı: Makas
Sitil: Küçük bakraç, yoğurt kabı
Soyka: Çok kızılan şey
Su sulamak: Tarla- bahçe sulamak
Sumsuk: Yumruk
Sürtmek: Boş gezmek
Şikirsiz: Çirkin
Şinevit: Şıra çıkarmada kullanılan üzüm teknesi,şırahane
Pelver: Salça, pekmezin dibindeki tortu
Tar: Kümesde tavukların çıktığı raf
Tavatır: Çok güzel Tavsır: Fotoğraf
Tavsır: Resim Tebelleş: Bulaşmak
Temek: Ahırda pisliğinin içeriden dışarıya atıldığı küçük pencere
Terek: Raf
Tevellüt: Doğum tarihi
Terki salat: Asi, aksi ve ters kişi
Tün tün(tüne tüne): Akşam tavukların yerine girmesi için söylenen(Akşam oldu)
Tünek: Kümes
Tünük tünnük aşmak: Karanlıklara karışıp gitmek
Toplu: Pencere
Tosbağ: Kaplumbağa
Tuman: pijama şeklinde don
Üreleğin: Geçen gün
Yalak: İtlerin yemek kabı
Verep: Yokuş
Yağlık: Mendil
Yüklük : Yatak, yorgan konan yer
Zavrak: Salatalık
Zeğle: Zelve, Kağnılarda öküzlerin boynuna geçirilen boyunduruğun çubukları
Zorlu(Zollu) : Güzel.
HIRKALI CEMAATİ
03 Eylül 2008
FRANSA'daki KÜÇÜK HIRKA
KÜÇÜK HIRKA'DAN , FRANSA'YA
GURBETTE DÜĞÜNFransa'daki Küçük Hırkalılar, bayram ve düğn gibi özel günlerde bir araya gelmeye özen gösterirler. Seyfet Komurcu'nun oglu ile Muammer Anbar'in kızının duğununden fotoğraflar.
MİLLİ MAÇ HATIRASI
TüRKİYE- AVUSTURYA futbol karşılaşması 2008 de İsviçre'de yapıldı. Maça gurbetçiler akın ederek Millileri yalnız bırakmadılar.
Maça gidenler arasında bizim köylülerde vardı.
Bunlardan Sedat Buzağcı, o günü hatırlamak için bu resimle ölümsüzleştirdi.FRANSA CLUSES'dan MANZARALAR
Fransa'da "mont blanc" dağlarından görünümler.
Mont Blanc' dağının 2008 sonbaharı ile 18 Şubat2009 günü Sedat Bozacı'nın CLUSES'deki evinin balkondan görünüşü..
Ve yine CLUSES(kulus)dan çekilmiş 2009 Şubatına ait kış manzaraları ..
Birinci resimde "Mont Blanc" dağından beslenen nehir görülüyor
Avrupa ve Alpler'in en yüksek dağı olan Mont Blanc'ıngüneyde kalan ana gövde İtalya'da kalır. Dağın kuzeyi Fransadadır. İtalya'da kalan bölüm "Monte Bianco" ismini alır ve (her ikisi de "Beyaz Dağ" diye bilinir.Zira Dağın en yüksek kısmı 4.792 m'yi bulur. Dağın zirvesinden 2.440 m yüksekliğe kadar yamaçları, 28 metreye kadar ulaşan kalınlıkta buz takkesi ile örtülü olduğu için her zaman zirve bayaz kalır.
////////////////////OOOOOOOOOOOOOOOO//////////////////
YARADILANA ÇARPAN BİR YÜREK
Bizim köylülerin Fransa'da yaşadığı KULUS(CLUSES)den bahstmişken, insanlık ve toptan "yaradılmışlar" için çarpan yürekden bahsetmek olmaz.
Bizim gibi o'da kanayan yara Gzaze'den bahsetmiş.
Ve bunu CLUSES''de yağan kar nedeniyle sıkıntıya giren kuşla özdeşleştirmiş..
buradan geçen "Yaradılanlara çarpan yüreğe "değeinmeden edemedim..
"Ağlayan Bir Yer
Yakın bir geçmişe kadar geleceğin Filistin devleti olacağı düşünülen, ancak şu anda dünyanın en büyük hapishanesi (Gazze) ve dünyanın en büyük bekleme salonu (Batı Şeria) olan yerden döndükten birkaç gün sonra bir rüya gördüm.
Kum taşlarından oluşan bir çölün ortasında belime kadar çıplak bir halde yalnız başıma duruyorum. Bir başkasının eli yerden bir avuç toz-toprak alıyor ve göğsüme fırlatıyor. Bu, saldırgan değil, düşünceli bir davranış. Toprak, göğsüme ulaşmadan değişiyor ve yırtık kumaşlara, muhtemelen de keten kumaşına dönüşüyor. Kumaş gövdemi sarıyor. Sonra, bu yırtık pırtık çaput parçaları kelimelere, cümlelere dönüşüyor. Benim tarafımdan değil, bu yer tarafından yazılmış kelimelere, cümlelere…
Bu rüyayı hatırladığımda, aklıma yerle bir ifadesi geldi.
Tekrar tekrar. Bu kelime, toprak dışında her şeyin, ama her şeyin silinip süpürüldüğü, çalındığı, darmadağın edildiği, dümdüz edildiği bir yeri veya yerleri tarif ediyor.
* Ramallah’ın batı tarafında Al Rabweh adında küçük bir tepe var. Tokyo sokağının hemen sonunda. Şair
Mahmut Derviş bu tepeye gömülmüş. Ama burada bir mezarlık yok. Sokağın adı Tokyo, çünkü şehrin Kültür Merkezi bu sokağın üzerinde ve tepenin tam ayağında. Bu Kültür Merkezi Japonya’nın sağladığı fonla inşa edilmiş. Derviş, şiirlerinin bazılarını son kez bu Merkezde okudu - ne var ki kimse bunun son kez olduğunu o zaman bilmiyordu. Issızlık anlarında son kelimesi ne anlama geliyor? Mezarı ziyaret ettik. Bir mezar taşı var. Kazılmış olan toprak hala çıplak. Derviş’in arkasından yas tutanlar oraya küçük buğday demetleri bırakmışlar. Aynen şiirlerinden birinde söylediği gibi. Kırmızı anemonlar, kağıt parçaları ve fotoğraflar da var.
Doğduğu ve bugün annesinin hala yaşadığı yer olan Celile’de
gömülmek istemişti Derviş. Ancak İsrailliler buna engel oldular. Cenaze için onbinlerce kişi Al Rabweh’te toplandı. Derviş’in 96 yaşındaki annesi kalabalığa seslendi:
“O hepinizin oğlu.” Henüz ölmüş veya öldürülmüş olan sevdiklerimizle ilgili konuşurken tam olarak hangi zamanda konuşuruz? Kelimelerimiz, normalde olduğundan çok daha yakın, çok daha ‘şu an’ gibi gelen bir zamanda çınlıyormuş gibi gelir. Aynı sevişirken, yakın bir tehlikeyle karşı karşıya kaldığımızda, geri dönülmez bir karar verirken, veya tango yaparken hissettiğimiz gibi…
Yaslı kelimelerimiz ölümsüzlükte çınlamaz ama, belki de ölümsüzlük alanının küçük bir galerisindedirler.
* Şu anda terk edilmiş olan bu tepede, Derviş’in sesini hatırlamaya çalıştım. Bir arı yetiştiricisinin sakin sesine sahipti:
“Bir kutu taş yaşayanların ve ölülerin, kovandaki bir petekte tutsak kalmış arılar gibi kuru kilde hareket ettiği…
Kuşatma her sıkılaştığında çiçek açlığı grevine girerler
Ve denizden acil çıkışı göstermesini isterler.”
Sesini aklımda canlandırırken, toprağa, yeşil otlara oturma ihtiyacı hissettim. Oturdum.Al Rabweh, Arapça’da “üzerinde yeşil otlar olan tepe” anlamına geliyor. Kelimeleri geldikleri yere geri döndü. Ve başka hiçbir şey kalmadı. 5 milyon kişinin paylaştığı bir hiçbir şey. 500 metre ilerideki diğer tepe bir çöplük. Kargalar daireler çizerek üzerinde uçuşuyor. Birkaç çocuk çöpleri karıştırıyor. Bu yeni kazılmış mezarın yanında otların üzerine oturduğumda beklenmedik birşey oldu.
Olan şeyi tarif edebilmek için başka bir olayı anlatmam gerekiyor.
Birkaç gün önceydi. Oğlum Yves araba kullanıyordu. Fransız Alpleri’ndeki Cluses kasabasına doğru yol alıyorduk. Kar yağmıştı. Dağ etekleri, ovalar ve ağaçlar beyazdı. İlk karın beyazlığı genelde kuşları şaşırtarak, mesafe ve yön duygularını bozar. Birden, arabanın ön canıma bir kuş çarptı. Dikiz aynasından bakan Yves, kuşun yol kenarına düştüğünü gördü. Frene bastı ve geri vitesi taktı. Küçük bir kuştu, bir narbülbülü. Sersemlemişti ama hala yaşıyor ve gözlerini kırpıştırıyordu. Onu karların içinden aldım, elimde sıcacıktı, sımsıcak. Kuşların bize göre çok daha yüksek bir vücut ısısı var. Yolumuza devam ettik. Zaman zaman onu kontrol ettim.
Yarım saat içerisinde ölmüştü. Onu alıp arabanın arka kolduğuna koydum. Beni şaşırtan ağırlığı olmuştu. Onu karların içinden aldığımdan daha hafifti. Emin olmak için onu bir elimden diğer elime geçirdim. Sanki hayattayken sahip olduğu enerji, yaşam savaşı, ağırlığına ağırlık katmıştı. Şimdi ise sanki hiç ağırlığı yoktu.
Al Rabweh tepesindeki otlarda otururken buna benzer birşey oldu. Mahmut’un ölümü onun ağırlığını ortadan kaldırmıştı. Geriye sadece kelimeleri kalmıştı.
* Aradan, felaket öncesi sessizliğe gömülmüş aylar geçti. Şimdi ise, felaketlerin hepsi bir deltaya akıyor. Bu deltanın adı yok. Adını, sonradan, çok sonradan gelecek olan coğrafyacılar koyacak. Bugün bu isimsiz deltanın acı sularında yürümek dışında yapacak hiçbirşey yok.
* Dünyanın en büyük hapishanesi Gazze, bir mezbahaya dönüşüyor. Şerit kelimesi (Gazze Şeridi’ndeki), 65 yıl önceki getto kelimesi gibi, kanla ıslanıyor. Bombalar, mermiler, fosfor ve GBU39 radyoaktif silahları, makineli tüfek ateşleri, Israil Savunma Gücleri tarafından gece gündüz havadan, denizden ve karadan 1.5 milyonluk sivil nüfusun üzerine yağdırılıyor. Ölü ve yaralı sayısı, İsrail tarafından Şerit’e girmeleri yasaklanan yabancı medyanın yaptığı her haberde biraz daha artıyor. Ancak kritik rakam şu ki; her İsrailli ölüye karşılık, 100 Filistinli ölüyor. Bir İsrailli’nin hayatı 100 Filistinli’nin hayatına bedel. Bu varsayımın yansımaları, bunu kabul edilebilir ve normal gibi sunmaya çalışan İsrail sözcüsü tarafından sürekli tekrarlanıyor.
Katliamı salgın hastalıklar izleyecek; çoğu ikamet yerinde su ve elektrik yok, hastanelerde doktor, ilaç ve jeneratör sıkıntısı var. Katliam abluka ve kuşatmayı izledi. Dünyanın her yerinden protesto sesleri yükseliyor. Ancak dünya basınları, ve gururla sahip oldukları nükleer bombalarıyla, zenginlerin hükümetleri, İsrail’I, Savunma Güçleri’nin işledikleri suçların görmezden gelineceğine temin ediyor. *
“Ağlayan bir yer girer rüyamıza,” demişti Kürt şair
Bejan Matur. “Ağlayan bir yer girer rüyamıza ve bir daha çıkmaz.” Yerle bir olmuş topraktan başka hiçbir şey. * Dört ay önce Ramallah’ta yeraltındaki terkedilmiş bir park yerindeydim. Burası görsel sanatlarla uğraşan küçük bir grup Filistinli tarafından çalışma alanı olarak kullanılıyor. Bunların arasındaRanda Mdah adında bir heykeltraş kadın var. Onun tarafından tasavvur edilerek yapılan “Kukla Tiyatrosu” adlı enstalasyona bakıyorum. Duvar gibi dik duran, 3 metreye 2 metre boyutlarında bir alçak kabartma var. Önünde, yerde, üç figür duruyor. Tel, polyester, cam elyafı ve kil armatürün üzerine kabartmayla omuzlar, yüzler, eller yapılmış. Yüzeyler renkli – koyu yeşiller, kahverengiler, kırmızılar.
Kabartmanın derinliği, Ghiberti’nin yaptığı ve Floransa’daki Vaftizhane’nin bronz kapılarından birininki ile aynı. Ve nesnelerin uzakta olduğunu belirtmek için ufaltarak gösterme tekniği ve çarpıtılmış perspektifler neredeyse aynı ustalıkla ele alınmış. [Heykeltraşın bu kadar genç olduğunu asla tahmin edemezdim. Henüz 29 yaşında.] Alçak kabartmanın duvarı, sahneden bakıldığında tiyatrodaki seyircilerin andırdığı “çit”e benziyor. Öndeki sahnenin zemininde gerçek insan boyutlarındaki figürler duruyor, iki kadın ve bir adam. Aynı malzemeden yapılmışlar ama kullanılan renkler daha soluk. Bir tanesi seyircinin dokunabileceği mesafede, bir tanesi iki metre geride ve üçüncüsü iki katı uzaklıkta. Günlük kıyafetler giyiyorlar, bu sabah giymeyi seçtikleri kıyafetleri. Gövdeleri tavandan sarkan üç yatay tahta parçasına iliştirilmiş kordonlara bağlı. Bu insanlar kukla; olmayan veya görünmeyen kukla oynatıcıları da onları kontrol etmek için bu tahta parçalarını kullanıyor. Alçak kabartmadaki bir yığın figür gözlerinin önündekine bakıyorlar ve ellerini ovuşturuyorlar. Elleri kümes hayvanı sürüsü gibi. Hiçbir güçleri yok. Ellerini ovuşturuyorlar çünkü müdahale edemiyorlar. Onlar alçak kabartma, üç-boyutlu değiller ve bu nedenle gerçek dünyaya girip müdahale edemiyorlar. Onlar sessizliği temsil ediyor. Görünmeyen kukla oynatıcısının kordonlarına bağlı üç gerçek ve titreyen figür hızla kafa üstü yere fırlatılıyor. Ayakları havada. Tekrar tekrar fırlatılıyorlar, ta ki başları yarılana kadar. Elleri, gövdeleri, yüzleri ıstırap içinde kasılıyor. Bitip tükenmeyen bir ıstırap. Ayaklarında bunu görebiliyorsunuz. Tekrar tekrar. Alçak kabartmanın hiçbir gücü olmayan izleyicileri ve yerdeki iri ve biçimsiz kurbanları arasında yürüyebilirdim. Ama yürümedim. Bu çalışmada, başka hiçbir yerde görmediğim bir güç var. Üzerinde durduğu zemine hakim olmuş durumda. Dona kalmış izleyiciler ve can çekişen kurbanların arasındaki öldürme alanını kutsal kılmış. Bir park yerini yerle bir edilmiş bir alana çevirmiş. Bu çalışma Gazze Şeridi’nde olacakların kehanetiydi. * Filistin Otoritesi’nin kararıyla Mahmut Derviş’in Al Rabweh tepesindeki mezarı tellerle çevrelendi ve üzerine camdan bir piramitinşa edildi. Artık yanına çömelmek mümkün değil. Ancak kelimeleri kulaklarımıza geliyor, bu kelimeleri tekrar edebiliyoruz.
Volkanların coğrafyasında yapacak işlerim var
Issızlıktan yıkıma
Lott'un zamanından Hiroşima'ya
Henüz daha tanımadığım bir tutkuyla
Sanki henüz hiç yaşamamışım gibi…
Belki Şimdi uzaklara gitmiştir
Ve Dün, yakınlaşmıştır
Tarihin kıyılarında dolaşmak için
Şimdi'nin elini tutuyorumve dağ keçilerinin kaosuna sahip
döngüsel zamandan kaçıyorum
Elektronik zamanın hızıyla
Yarınım nasıl kurtarılabilir?
veya çöl karavanımın yavaşlığıyla?
Sonum gelene kadar işim var
sanki yarını hiç görmeyecekmişim gibi
ve burada olmayan bugün için yapacak işlerim var
Bu nedenle dinliyorum yavaşça
Kalbimin karınca vuruşlarını...(JB/EA/EÜ)
* İki alıntı da Derviş’in Jidariyya (Mural) adlı şiirinden yapılmıştır.
**(John Berger'in Irish Times'da yayınlanan yazısını Esra Aygın Türkçeleştirdi. Bianet’ten alınmıştır.)"
KAYNAKLAR:
http://www.versohaber.com/index.php?
option=com_content&task=view&id=301&Itemid=2
http://www.yuksekovahaber.com/news_detail.php?id=11236
////////////////////////////////////
FRANSA’DA Kİ KÜÇÜK HIRKALILAR
DÜĞÜN DOLAYISIYLA
BİR ARAYA GELDİLER.
Ceniklerden Hasan –Semiha Taş çiftinin oğulları Bekir ile Şahbazlardan Selahattin Şahinin (Gildi bacının İsmailin torunu) kızının düğünü “Mont blanc” diye bilinen Batı Alpler’in bir parcasi olan”ve Fransa –İtalya sınırındaki Les houche” denilen turistik bir köyde yapıldı.
26 Nisan 2009 Pazar günü gerçekleştirilen düğünün yapıldığı yer; resimde görüldüğü gibi arkada dağda kar,aşağısı yeşillikler içinde güzel bir manzarası olan dağ köyündeki salonda idi.
Resimlerde düğüne katılanlardan bir kısmı görülüyor.
Resimdekiler soldan saga Tükenmiş’in Mehmet (Çoban), Haşim’in Murat (Özbahar) ,Annemasse camisinin imamlarından Alaeddin Özdemir , Gıdışın Garbin Mehmet (Çapraz), Annemasse (anmas) cami derneği yani başkanı Mehmet Özbahar( Paşa’nın oğlu Memo),Nalcı İzet’in oğlu Necip Danlı, Mahmıdın Alinin Hasanın oğlu Erdal ve Ercan Yazıcı , Mehmet Kağın oğlu Ercan Öztürk ile Kızı gelin olan Selahattin Şahin .. Diğer arkadaş Lozan da kalıyor ve bizim koyun (annemasse) camisine gelip gidenlerden birisi Alican olarak biliniyor.
İkinci resimde; (soldan-sağa)Gözlüklü olanlarHabibin Garip(danlı), Mahmudun Mehmet(Danlı), Alalattin(Özdemir) Hoca ile diğerleri..
Malum insanlar her zaman bir araya gelemiyor...
Dolayısı ile toplu resim bulmak zor.
Düğünden sonra; Alaattin hoca gitmek üzere arabaya biner.
Sedat Buzağcı,"Koy sitesi icin bir araya gelin de fotograf cekecegim..
Fotoğraf makinası ile geliyorum.. Gitme bir hatıran kalsın " der.
Alaatin Hoc'da arabaya bindiği halde,
" Ölursem.. Ula git .. Getirde... Çek" diye cevaplayarak Sedat'ı bekler ve topluca resim çektirirler..
İyide ederler..
Alaadin hocamıza hayırlı, bereketli sağlıkla uzun ömürler diler,Sedat'a da emeği ve ilgisi için teşekür ederiz..
Diğer resimlerde de ise bizim Hidayet emminin oğlu İbrahim Çavdar ile köyümüzün Fransa'daki diğer gençleri görülüyor.
FRANSA
TÜRK FEDERASYONANNEMASSE TÜRK - İSLAM KÜLTÜR OCAĞI
FATİH CAMİİ
Cluses caminin dışardan görünümü
Kücük Hirka köyünden bayanların camiye katkı için yaptıkları çalışmalar...
Bu çalışmalara bizim köyden katılanlar şöyle :
Mina Çavdar(Mine Bacı- Adil ağanın kızı -Hidayet Amcamın hanımı),
Hürü Ozbahar (Körülü Emmimin kızı- Kitinin İsmet'in hanımı),
Ayşe Danlı(İkbalin Ömerin kızı- Nalbant İzet'in Necp'in hanımı),
Nurdane Toprakcı(Halil Kağın İzet'in hanımı ),
Hacer Özturk(Memiş'in Haydarın kızı Şerifin Hüseyinin Hikmet'in hanımı) ,
Altın Danli (Körvelinin Memmet'in hanımı)
Saniye Danlı (Efe Mehmedin kızı - Takavitin torunu rahmetli Hasan'ın hanımı )
ve yan tarafda başka yerden bir kaç kişi diğer bayanlar ALMANYA'DA Kİ KÜÇÜK HIRKAFransa'daki Küçük Hırka demiştik.
Almanya'daki Küçük Hırkadan'da ses ve SELAM geldi..





















































