09 Ağustos 2009

Ensar Çavdar, beypazarında

Fransa^'da ki küçük hırkalılardan yeğenim Mehmet Çavdar ailesinin
Temmuz -2009 tatilerinden görüntüler
Ve "Ensar-Enes- Hilal" Beypazarı'nda
İsterseniz Beypazarı'nda birlikte tur atalım.
Posted by Picasa
Posted by Picasa
Posted by Picasa
Posted by Picasa
Posted by Picasa

Ensar ve Kavalı

Ensar kavalı ile Beypazarı sokaklarında epeyce konser verdi
Posted by Picasa
Posted by Picasa
Posted by Picasa
Posted by Picasa

İnözü Vadisi - Beypazarı

Beypazarı ziyeretini yaptınız
D
inlenmeniz gerek
İnözü vadisi, biçilmiş kaftan
Hem vadinin tabi güzelliklerini görecek hemde buradaki işletmelerde güzel yemeklerden tadacaksınız.
İnözü Vadisi'ndeki işletmelerden Dostlar Tesisi, bu anlamda size hizmete amade..
Posted by Picasa
Posted by Picasa

İNÖZÜ VADİSİ'NDE TABİ OLUŞUMLAR

Posted by Picasa
Posted by Picasa
Posted by Picasa

HÖŞMERİM profesörü - BEYPAZARI İNÖZÜ VADİSİ

Hoşmerim profesörü, Bedriye Erdoğan
Beypazarı - İnözü Vadisi , Dostlar Tesisi'nde tezgahını kurmuş. Profesör dedik ... Denemesi bedeva..
Gidecek Bedriye Erdoğan teyzenin yaptığı Höşmeri,mi tadacak.
Sonra kendi karar verecek.
İyi de beypazarı höşmerimi için ne gerekli
İşte Bedriye teyzenin tarifi: " l kgr süt ile
250 gram tereyağı birlikte kaynat.
Sonra bir bardak su kat. Bir çay kaşığı tuz ialave et.
Ortaya çıkan karışıma yavaş yavaş un dökerek iyice kıvama gelene kadar devam et.
Sonra küçük tavaya bir porsiyonluk böl ve bir kaç dakika kızart.
Kızardığına enmin olunca tabağı tavadaki malzemenin üstüne koy.Ve tavayı tabakla ters çevir. Malzeme kızarmış yanı yukarı gelmek üzere artık servis tabağında. Servis tabağındaki kızarmış höşmerim malzemesini baklava diklimi şeklinde kes.Ve üstüne tatlıyı dök.
Afiyetle yemek için sun."
Bedriye Erdoğan teyze böyle tarif ediyor. Ancak..
Bizim konuşmalarımıza şahit olan Hasan Arslan bey iese devam ediyor:
"Höşmerimin tarifi böyle.
Ancak Bedriye Teyzenin marifetine ek olarak şu kara ocak.
Su+un ve yapıldığı yerde önemli"diyerek "Beypazarı'nın içinde de Höşmerim yapılıyor.Ancak orada höşmerim yiyenler burada yapılanı tutmadığını söylüyor.Çünkü kullanılan su+un ve yapılan yer önemli"diyerek ilave ediyor.
Posted by Picasa

Ensar, Taş Mektep'de - Beypazarı

Posted by Picasa
Posted by Picasa
Posted by Picasa

Ensar, Taş mektepde

Posted by Picasa

Enes ve Ensar , Ankara 'da Atatürk Orman Çiftliği'ndeler

Posted by Picasa
Posted by Picasa
Posted by Picasa

Mehmet Çavdar, Tacettin Dergahı'nda

Tacettin Dergahı'na giden Mehmet Çavdar ailesi, Mehmet Akif evi ve Muhsin Yazıcıoğlu mezarını ziyeret ettiler
Posted by Picasa

Necati Çavdar, Muhsin Yazıcıoğlu Vakfı'nda

Mehmet Çavdar'lar Muhsin Yazıcıoğlu mezarındalar .. MUHSİN YAZICIOĞLU VAKFI
Necati Çavdar ve Mehmet Çavdar, Muhsin Yazıcıoğlu Vakfın'dalar
Yanımızda Enes Çavdar var.
Tacettin Dergahı ve burada bulunan Akif Evi ile Muhsin Yazıcıoğlu mezarını ziyaret ettikten sonra Altındağ Belediyesinin restore ettiği tarihi konakları geziyoruz.
Sokakları gezerken güzelleştirilmiş bir binanın kapısında " Muhsin Yazıcıoğlu Vakfı" yazısı dikkatimizi çekiyor. Ve başımızı binanın bahçesine uzatıyoruz. Gezmeye izin olup olmadığını soruyoruz.
Buyur ediyorlar giriyoruz.
Böyle bir Vakıftan haberimiz yok idi.
Öğrendik.
İnşallah, birilerinin paye ve çıkarı için kullanılmaz. Ve Muhsin Yazıcıoğlu'nun millet ve tarih önünde bıraktığı tertemiz isme "is" bulaştırılmaz.
Ecdadın vakıf kanalıyla yaptığı hizmetler gibi hizmetlere hizmet eklerler.
Tacettin Sultan kabri
Ve Akif EviPosted by Picasa

Tacettin Dergahı

Tacetin Dergahı'ında Akif Evi Hilal Çavdar, İstiklal Marşı'nın orjinal metni önünde
Posted by Picasa

Çavdarlar, Göksu Parkındalar

Mehmet Çavdar'ın Ankara ziyaretinde Göksu Parkî'na da uğradı
Posted by Picasa
Posted by Picasa

06 Ağustos 2009

Çavdar'lar Beypazarı'ndalar

Posted by Picasa
Posted by Picasa

Hıdırlık Tepe'de Beypazarı'na Ensar Selamı

Posted by Picasa
Posted by Picasa

Mehmet Çavdar, Camız boncuklarını Hıdırlık tepede buldu

Posted by Picasa

Necati Çavdar, Beypazarı Hıdırlık Tepe'de

Temmuz 2009
Posted by Picasa
Posted by Picasa

İnözü vadisi

Bypazarı'nda Hıdırlık Tepe'de İnözü Vadisi tanıtımı Ön bilgi alıyoruz
Posted by Picasa
Posted by Picasa

Hıdırlık Tepesi'nden Dinazorlar vadisine bakış- Beypazarı

Çavdarlar,
Beypazarı ziyaretindeler
Hıdıtrlık Tepe'den Beypazarı muhteşem görülüyor.
Yaratıcı, tabiatı sanki Dinazor sırtı gibi işlemiş.
O yüzden tarihi yapılanmanın olduğu kesime Dinazorlar Vadisi deniyor
Posted by Picasa
Posted by Picasa
Posted by Picasa

Hilal-Enes ve Ensar Çavdar, Peypazarı Hıdırlık tepe'deler

Posted by Picasa
Posted by Picasa

Medeniyet inşaası

Beypazarı'nda ecdat Camii, Hamam , hanları, sokak ve evleri ile bir bütün olarak medeniyet inşa etmiş
Posted by Picasa

Alaattin Camii - Beypazarı

Posted by Picasa

Beypazarı Tarhanası, güzel demek de laf mı

Büyükler ; meşhur Beypazarı tarhanası ve Beypazarı kurusu ile meşgulken Ensar sokkakda konser veriyor..
Posted by Picasa
Posted by Picasa
Posted by Picasa

Mehmet ve Necati Çavdar

Posted by Picasa

Mehmet Çavdar ve Ailesi Ağaç evdeler

Fransadan gelerek bizi ziyaret eden Mehmet ve ailesi misafirimiz oldu. Enes ve Ensar, "Amca .. Bizi ağaç eve götür" demezler mi? Biz de götürdük
Posted by Picasa
Posted by Picasa
Posted by Picasa
Posted by Picasa
Posted by Picasa
Posted by Picasa

ve Hilal-Enes- Ensar Çavdar, Şairinyerine geldiler

Posted by Picasa
Posted by Picasa
Posted by Picasa
Posted by Picasa

Mehmet Çavdar, Necati Çavdar'ın evde

Posted by Picasa

Hİlal,Enes ve Ensar Çavdar , Büyükhırka'dalar

Posted by Picasa

Mehmet Çavdar Baba ocağında

Fransa'dan izne gelen Mehmet Çavdar, Baba ocağındaPosted by Picasa Hamza, Nurseda,Talha, Recep, Sevilay atlamışlar dedelerinin motora keyfini çıkarıyorlar.. 17 Temmuz 2009

04 Ağustos 2009

Mehmet, Salih Amcamla

     
Posted by Picasa

ENES_ RECEP ve ENSAR ÇAVDAR ağaçtalar

   
Posted by Picasa

30 Temmuz 2009

Şairin Yeri - Eryaman'da kahvaltı

       
Posted by Picasa

Mehmet Çavdar Şair'in yerinde

   
Posted by Picasa

Ensar- Enes Eşekle Büyük Hırka'da

     
Posted by Picasa

15 Haziran 2009

Keltepe'den Küçük Hırka

KEL TEPE'DEN KÜÇÜK HIRKA GÖRÜNTÜLERİ
Murat Danlı, 2009 Haziran başında çekip gönderdi.
Adem Danlı'nın oğlu Murat, "halk ozanı" ve şairdir.
Gönül sözleri, gönül türküleri,gönül sazı çalar. Duyguludur, saygılıdır .
Hizmetkardır, muhappet ehlidir, kabiliyetlidir.
Köyümüzün halk ozanı ve şairi Murat Danlı'ya bu güzel resimlerden dolayı gerçekten teşekür ederek köyümüzle ilgili duygularını dile getirdiği bir kıtayı sunuyoruz:
"Bir duman çökmüş, hıra dagın; başına
Göremedim; kara gözlüm, nerdesin ?
Kuşlar konmuş bahçesine, bagına
Ötüşürler, sen, zannettim, nerdesin?.."

14 Mayıs 2009

KARAÖZÜ'NDEN SELAM VE HIRKALI ELMASI

Hırkalının Elması ........
Karaözü Kasabası'ndan Baki Avcı bey, elektronik postamıza bir mesaj geçti..
Baki Beyin mesajını ve cevabımızı dikkatlerinize sunuyorum:
..... "Sayin Çavdar
Köyünüzün yaklasik 90 kilometre güneyindeki Karaözü kasabasindanim.
Hırkalının Elması
Malumunuz Içanadolumuzda bile yavaş yavaş tarıma meyveciliğe gün geçtikçe ilgi azalmaktadır. Bazı meyve türleri yok olmayla karşı karşıyadır. Bu olumsuz gelişmeden payını ilk alan maalesef fatiyin elması dediğimiz küçük mayhoş yaz elması türüyle ismini Köyünüzden almış yada köyünüz Orijinli, hırkalının elması dediğimiz orta boylu nefis bir elma türüdür. Köyümüzde hırkalıdan gelen bir Bayanın yaşadığı yaşlılarca söylenir. Günün birinde elmanızdan Asi kalemi almak dileğiyle.
Saygılar ,Selamlar
Berk Avcı"
Berk bey,
Memnun oldum ve İnşallah diyorum İzin verirseniz bu mesajınızı köyün blog sitesine koyayım Ne dersiniz?
Selamlar
Necati Çavdar "Sayin Necati Cavdar,
Tesekür ederim dostca cevabiniza. Tabiiki istediginiz gibi kullanabillirsiniz. "
"Çok sağ olun anlayışınız için teşekürler
fakat, Karaözü kasabasını internetten inceledim.
Kızılırmak kıyısında imiş.
Her ne kadar bizim güllüöz dediğimiz dere Budaközü yolu ile Kızılırmağa karşsa da köyümüz Kızılırmağa hayli uzak.
Tabiii size de.
Acaba o bahsettiğiniz Hırka, Kayseriye bağlı oalan olmasın?
Bu konuyu, Kayseri Hırka köyünden Mustafa Kelebek beye yazdım.
Bakalım ne cevap gelecek?
Selamlarımla
Necati Çavdar
ncavdar@hotmail.com
/////////////////////////
http://www.karaozu.com/modules.php?name=Galeri

http://www.burunviran.com/018733924d0086545/018733927d00bc91b/index.html

15 Nisan 2009

SUNGURLU'DA MOLA

KÜÇÜK HIRKA'YA YOLCULUK
Eski Muhtar Recep Danlı, 60 yıldır dedem -Babam ve ağbimin ekip biçtiği ve benim doğduğum tarlayı "mera "diye şikayet etmiş.
Memurlar da ağbimi mahkemeye vermişler.
Köye Alaca asliye Ceza Mahkemesi'nden keşif gelecekmiş.
"Hakim, 9 Nisan 2009 saat 2 de orada olurum,bekleyin" demiş.
Birde yazılı kağıt vermiş.
Ağbim yetişirsin ialal gel dedi. 9 Nisan 2009 da Lider firmasının saat 8,5 da kalkan arabası ile Küçük Hırka'ya gitmek üzere yola çıktık.
Yanımızda ki koltuk da ilk defa Alaca'ya gidecek olan bir "hukukçu" delikanlı ..
Arabamız Sungurlu'da Ocaklı Tesisleri'nde 15 dakika mola verdi..
Hava hafif sert ve parçalı bulutlu.
O bölgeden bu kareler objektifimize takıldı..
Posted by Picasa

OCAKLI TESİSLERİ SAĞINDAKİ MAHALLE -SUNGURLU

Posted by Picasa

MEZERLIKTAN BAKINCA

9 Nisan 2009
Küçük Hırka'dayız.
Mezarlığı ziyeret edip dönerken köyde gün batıyor.
O an opjektifim,ize böyle yansıyor
Posted by Picasa

ORDUOĞLU(Suludere) na YOLCULUK

Dayımın oğlu Sait TUNÇ, Köye geldiğimizi duyunca kalkıp gelmiş.
Onu ORDOĞLU'na(Suludere Köyü'ne) yolcu edeceğiz.
Sait ve ağbim Ramzan, yolculuk öncesinde
Posted by Picasa

Alaca Adliye ve hastanesi

Üzeyir Çavdar, Alaca Adliyesi önünde "Ekin pazarı, daha ilerde"diyor. Zile yolundan başladığımız yolculuk da artık yorulduk. Dönme vakti. Ancak dönüş yolumuz, Alaca Devlet Hastanesi önünden oalacak. Nasıl olsa hava güzel bir Nisan havası
Posted by Picasa

RECEP YILMAZ

Yıllar sonra Alaca da..
10 Nisan 2009 cuma
Yıllar yılı göremediğimiz arkadaşlarla karşılaştık.
Bunlardan biri de Hışır köyü kökenli Recep Yılmaz
Posted by Picasa

HIRA DAĞI

Şimdi çırıl çıplak soyulduğuna bakmayın..
Tepesinden bakınca Sungurlu, Alaca, Boğazkale sanki ayağınızın altına serilir.
Yozgat'ın kuzeyindeki bir çok köyse öyle ..
Bölgenin en yüksek dağıdır HıraDağı..
Zirvede Hüseyinova'nın manevi sahibi Hüseyin Gazi enginliğini hisdersiniz.
Hitit diyarı Hattuşa'yı seyrederek tarih öncesi yolculuğa yelken açarsınız..
Güneşi Doğusundaki Danlı Dağları'nda karşılar.
Ve akşam gurupla Güneş'i batısında kalan Aygar Dağı'na teslim ederek Nöbeti Baba'ya geceyi emenet eder gibidir.
Tek bir ahlat ağacının bekçiliğinde en derin sesizliğine bürünen Hıra Dağı o haşmetli günlerine dönsün, üzerinde binbir sesli kuşlar şakısın diye 2004 baharında 250 çam diktirdim.
Sonra da devlet, 750 fiadan dikmiş.
Bakan olmayınca..
Hıra dağı yeşil gelinliğine bürüneceği günü bekliyor.
İnşallah köylü ile uğraşmayı, kini ,hasedi bir kenara bırakıp Hıra Dağı'nı yeşillendirecek hamiyetli evlatlar ortaya çıkar.
Posted by Picasa

ŞEKER PINARI ÖNÜNDEKİ TARİHİ HAVUZ

Posted by Picasa
Ben beni bildim bileli bu havuz, Şeker Pınarı önündeki bahçeyi sular..
Eski muhtar Recep ve destekçilerine sormak gerek.
Haydi hasetten gönlünüz kör oldu.
Gözünüzde mi kör?..
Bu havuz neler söyler neler..Tabi anlayana

60 yıl önceki kafa aynı..HASET HORTLADI ... 3091 TERÖRÜ

ATMA; RECEP! Şeker pınarından bakınca tepe gibi görülen yerde eski evimiz vardı.
Önüde bahçeye kadar evin avlusu idi.
Ama Recep Danlı'ya göre burası mera imiş.
Yalanın batsın, Recep!..
Sende belki vicdan kalmadı. Ama Allah korkusu da mı yok?
Rüşvetle ormanı tarla, yazan.. Rüşvet alamadığını Cin Hacının (Hacı Şahin'in)Yaylak 'daki tarlasında olduğu gibi tarlanın tam orta yerini meraya çıkan, millete hizmet etsin diye halkın kesesinden maaş alan ama elindeki yetkiyi kötüye kulanan şerefsiz kamu görevlisi yaptığını yaptı..
Peki, tüm kötülüklere ses çıkarmayan O dönemin Muhtarı Mehmet Öztürk( Buzağcılardan Şerif'in Hüseyinnin oğlu Mehmet Buzağcı- Soyadı sonradan Öztürk olarak değiştirildi)
Ve
Ali Özdemir(Alibaz),
Garip Çapraz
(Gıdışın Garip.. Köylü diyor ki, Köylünün çıkar ve haklarını savunmadı. Tapu işlemi yapan memurlara meze hazırlıyordu..),
Necip Danlı (Derebağ)
Musa Anbar (Kel Mısa)
Mehmet Özbahar( Haşimin Kör Memmet)
den oluşan kadastro komisyonuna (köylü bilirkişilere) ne demeli?
Haydi onlar es geçti..
Tarlayı mara ve hazineye kaydetiler.. Yaptıklarını "şeref levhası olarak" boyunlarına asarak vebal üstlenip kimi ölüp gitti. ,
Peki yıllar sonra, eline geçirdiğin kamu imkanlarını halkın, komşularının hatta akrabalarının aleyhine kulanarak şikayet ne için?
İnsanı zahmete sokmak, madi ve manevi yorgunluktan kim ne için zevk alır?
Aklım almıyor..
Yeryüzü mahkemeleri belki korur..Belki görmez..Belkide ..
Peki o şaşmaz büyük mahkemede halleriniz nice olur? Biz,Küçük Hırka'ya gitmek üzere Alaca'dan hereket ettik.
Büyük Hırka'dan şahit oalarak Kazım dayı'yı alacağız.Vakit öğle vakti..
Sorduğumuzda yenge, "Kazım; camiye gitti.. Fakat Ramzan (Çavdar) telefon etti Keşif gelmiş, gitmiş..Gerek kalmadı zahmet etmesin dedi"diyerek durumdan haberdar etti.
Köye gitğimizde öğrendik ki, saaat iki de (14 de ) gelecek olan keşif saat 10 da bizim köyden başlayıp, Evciye doğru inmiş.. Yani gitmemmiz bir işe yaramamış.
Keşif gelince koca köyden şikayetçi olarak sadece eski muhtar Recep Danlı ve amcamın damadı Satılmış Ceylan gelmiş..
Başka da kimsecikler yokmuş.Hakim, harman yerine aracı park ederek tarlaya şöyle bir bakmış..Ve gitmiş.
Sonuç;
Mahkemede belli olacak..
İşin yoksa git gel..
Zulüm ki ne zulum..
////////////////////////////
3091 TERÖRÜ
Köyde bayağı ilginçlikler yaşanır olmuş.
Sadece 350 yıllık bizim tarla şikayete konu olmamaış.
Muzaffer'in Ali Karadere, garaj yapmış.. O'nu şikayet etmişler.
Mavilinin Halil dayının oğlu Azizi Kıran , bahçelerine tandırlık yapmış Onu..
Kamilin Ahmetin torunu; Hacı Ahmet'in oğlu Yasin Karakaya, besi ahırı yapmaya kalkmış..Özel idereye şikayet etmişler. Neymiş?.. 1,5 milyar harç yatırsınn..
Birileride nefretini tatmin etsin.
En garibide uçan arılar.
Köye yıllar yılı Ordu'dan arıcı gelir.
Üretimini yapar gider.
Kimse bir şey demez.
Dememeli de ...
Ancak Memiş'in Haydar'ın torunu Ahmet Arslan, mezarlığın altındaki kendi tarlalarına ev yapıp arıcılığa başlayınca iş değişir.
Ve "arılar şikayet konusu olur.
Gerekçe ; "Arı çiçek yiyor"
Arı çiçek yer ve bu faliyeti ile mahsullerin döllenmesine yardımcı olur.
Bu ülkede domates daha çabuk ürün versin diye İsrail'den sadece tohum değil arı ithal ediliyor. Fakat, küçük Hırka'da arı hasetliğe kurban ediliyor.
İlme, mantığa ve vicdana uymasada birileri şikayet etti diye bu ülkenin memurları işlem yaparak cezalar veriliyor.
Vatandaşın tarlaları, ilgililere rüşvet vermedi yada komisyondakilerin hasei nedeniyle mera ve hazineye kayıt yapılmış.
Devletin, "vatandaşın proplemini çöz "diye görev verdiği memurlar, şikayet var diye garibanları mahkemelerde süründürüp, birilerine harcırahtan kaymaklı gelir sağlıyor.. Bu durum sadece Küçük Hırka'damı yaşanıyor.
Hayır.
Alaca'nın tüm köylerinde..
Medeni Kanunun ilgili maddesi dururken "yalancıların " beyanı esas alınıp;(köye, köylüye ve şikayetedene fayda sağlamayan .ancak kimi memurlar harcırah alarak sebeblenmesine neden olan) 3091 sayılı yasa uygulaması ile adeta işinde gücünde ve üretim peşindeki köylüye terör estiriliyor...
Bu vesile ile ..
60 Yıl Önceki haset ve kinin 60 yıl sonra Recep Danlı'nın muhtarlığı döneminde tekrar HOTLATILMASINI gelecek nesle ibret olması için;
Şikayet sonucu resmi kişilerin kararlarını ve savunmaları dikaktinize sunacağız..
ALACA ASLİYE CAZA MAHKEMESİNE
Davacı:
Alaca Kaymakamlığı
Davalı:
Ramazan Çavdar Küçük Hırka Köyü –Alaca/ Çorum NKNo:39175074028
Konusu:
Alaca Kaymakamlığının Küçük Hırka Köyünde köy içindeki tarlamla ilgili olarak yaptığı suç duyurusu üzerine açılan Kamu Davası AÇIKLAMALAR:
1- Ekim – dikim yaptığım gerekçesi ile üzerime suç atlan tarla Kadimden beri ekilip – dikilmektedir. Şeker Pınarı’nın varlığı kadimden beri buranın ekilip biçildiğini gösteriyor. Takriben 150-200 yıl önce köyümüzde Bekir Kağ, adıyla bir insan yaşar. Şeker pınarı ve çevresi onun.O’na da baba -delerinden kalır.
2- Bekir Kağ tarafından işlendiği bilinen, Bekir Kağ’dan çocuklarına ve torunlarına intikal eden arazi , 1950 başlarına kadar Bekir Kağ’a muris dört ayrı ailenin ortaklaşa ekip biçtiği, bu tarihte HAK sahipleri aileleri temsilen Süleyman Aykaç, Mehmet Kaya , Bekir ve Mustafa Çapraz’ın tarafından müştereken Muhtar Nurettin Arslan’ın düzenleyip onayladığı senetle değeri karşılığında dedem Mehmet Çavdar’a satılmıştır.
Bu mülkiyet değişimi sonrası; dedem, babam tarafından KESİNTİSİZ VE (Nizasız ) ÇEKİŞMESİZ İŞLENEN TARAIM ARAZİSİ, BABAMIN VEFATI SONRASINDA DA MİRASÇILAR ADINA TARAFIMDAN EKİLİP BİÇİLMEKTEDİR.
3-Tarlayı alan dedem, buraya ev, ahır, samanlık,yunaklık ve tandır ve misafir odasından oluşan kompleks binalar inşa ederek, tarla içindeki Şeker Pınarı denen çeşme altında kalan yeri meyve – sebze bahçesi yapmış kalan yerleri ise kesintisiz ve HER YIL OLMAK KAYDI İLE onlarca yıl ekip biçmiştir.
Tarlanın yanındaki taşlık alan; dedemin aldığı zamanda işçi çalıştırmak suretiyle imar ve ihya edilerek imar ve ihya edilip, buğday, arpa, çavdar gibi mahsullerin işlendiği “büyük” ve mercimek, nohut gibi mahsullerin işlendiği “küçük” harman olarak dededen –toruna intikal ederek ÇEKİŞMESİZ(Nizasız ) VE KESİNTİSİZ tarafımızdan kullanılmaktadır Dedem’den işleri alan Babam Sadık Çavdar ve Salih Çavdar, bahsedilen tarla içindeki evde yaklaşık 20 yıl oturduktan sonra 1970 başlarında kendilerine yeni ve ayrı iki ev yaparak , eski evin yerini ve bahçesini tarla olarak kullanarak daha önceki ekip biçtikleri tarlaya ilave ederek ekip biçmişlerdir.
4- Dedem Mehmet Çavdar’ın vefatıyla Babam Sadık Çavdar ve amcam Salih Çavdar, bahçe ve tarlayı verim durumu da dikkate alarak kendi aralarında bölüşerek yine hiçbir ÇEKİŞME (Niza)OLMADAN ve KESİNTİSİZ olarak her yıl ekip biçmeye devam etmişlerdir.
5- Babam Sadık Çavdar, kendisine düşen ve en az amcamın tarlası kadar büyüklükteki alanı –ki babama düşen tarafın verimi az olduğu ve o zamanlar boş olan harman yerleri nedeniyle köye uzaklığı dikkate alınarak amcama düşen taraftan daha daha geniş idi-40 yıla yakın bir zaman diliminde KESİNTİSİZ ve ÇEKİŞMESİZ olarak HER YIL EKİP BİÇMEYE devam etmiştir. Bu duruma ne köylü, ne Muhtarlar nede Kaymakamlık gibi resmi kurumlar itiraz etmemiş,her hangi bir çekişme yaşanmamıştır.
6- Babam Sadık Çavdar’ın sağlığında olduğu gibi babamın 2007 de vefatından sonrada MİARASÇILARIN RIZASI İLE bu güne kadar her yıl tarlayı, bahçeyi işledim. Harmanı kullanmaya devam ettim.
7- Türkiye ve Bölge illerinde ilçelerinde olduğu gibi Tapu ve kadastro ölçümleri yakın zamana kadar yapılmamış olduğundan Kadimden beri ekilip biçilen bu tarlanın kullanım hakkı satış senedi ve zilliyet yolu ile Mehmet Çavdar oğulları tarafından kullanılmakta burada en azından 60 yıldır evleri, ahırları ve harmanları, Şeker Pınarı adındaki su kaynakları ve dikili bahçeleri ile tarla bir bütün olarak işlenmektedir.
Ancak 1983 yılı kadastro çalışmasında her nedense 1960 sonlarında yapılan ev ve bahçe ayrılarak harmanlarımız, 1950 başlarında yaptığımız ve halan tarla olarak kullandığımız yer dahil tüm tarla kayıt dışı tutulmuş.
Buna rağmen çekişmesiz olarak tarlamızı bir bütün olarak ekip biçmekteyiz. Bir bütün olarak dededen toruna intikal eden, aralıksız ve çekişmesiz olarak zilliyetimizdeki “TARLA, BAHÇE VE HARMAN YERİ”; Köyümüzde kadastro çalışmaları yapıldığı zamanda şimdide aynı konumda olup, kadastro çalışmaları sırasında her nedense ayrı parsel yapılarak1. pafta 2046 nolu parsel şeklinde sadece ev ve bahçenin babam Sadık Çavdar adına zilliyetine tescili yapılarak harman, eski ev yerimiz ve kadimden beri çekişmesiz ve kesintisiz Tarım arazisi olan tarlamızın farklı parseller şeklinde tescilinin yapılmadığını tarlanın bir kısmının (2217 parsel) mera olarak tespit yapıldığını yeni öğrenmiş bulunuyoruz.Bahse konu tarla kadimden beri işlenmekte ve kadastro çalışması öncesi, kadastro çalışması sırasında da işlenmiş, sonrasında da ARALIKSIZ VE ÇEKİŞMESİZ (Nizasız )olarak işlenmeye devam edilmiştir. Kadastro çalışmaları sırasında mera ve taşlık arazi olarak yapılan tespitlerin – köyümüzde başka örnekleri olduğu gibi - HAYALİ yada Kadastro tespiti sırasında mahalli bilirkişilerin yanlış beyanda bulunarak araziyi KASITLI olarak yanlış tespit yaptırdığı bir gerçektir. Her ne kadar 1983 de kadastro geçince sadece ev ve bahçemiz kayda geçirilmiş olsa da belirttiğim zaman dilimlerinde 60 yıldır tarafımızdan işlenmektedir.ZİLLİYET YOLU ile babadan evlada intikal eden arazi KADİMDEN beri arazi tarım ve hayvancılık yapılarak kullanılıp, korunmuş ve işlenilerek bu güne kadar gelinmiştir. Mahallinde keşif yapıldığında yukarıda mevkisini yazdığım arazilerin kadimden beri işlendiği, dededen- babaya, babadan toruna çekişmesiz ve kesintisiz işlene gelen arazi olup olup, zilliyet ve tasarrufumuzda bulunduğunu;
Hudutları belli olan tarlanın hiç bira zaman ve dönemde köy merası olarak kullanılmadığını, Başta Muhtar Recep Danlı’nın annesi Hüsne Danlı ve eşi, kardeşleri dahil en yakınları ile şu an görev yapan ihtiyar heyeti üyeleri olmak tüm köy muhtarları, köyde görev yapmış öğretmen ve imamlarla aklı selim her birey tarafından bilinir.
Ancak kadimden beri işlenen ve deden toruna ekip biçtiğimiz yerin hiçbir dönemde mera olarak kullanılmadığı gerçeğine ve Medeni Kanuna göre HAK Kazandırıcı Zilliyete rağmen Alaca Kaymakamlığı, 3091 sayılı 4.12.1984 tarihli Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunla bu kanunun uygulama esaslarını belirlemek için çıkarılan “ Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun Uygulama Şekli Ve Esaslarına Dair Yönetmelik hükümleri yerine getirilmeyerek;hiçbir araştırmaya gerek görmeden ve şahitlerin ifadelerini kaale almadan 3091 sayılı yasaya göre meraya tecavüz konu edilerek men’i müdahale kararı vermiş, tarafıma maddi gider yüklemiş ve Sulh Ceza Mahkemesinde dava açılması için savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur.
Soruşturma memuru;soruşturma öncesinde, soruşturma sırasında soruşturma sonrasında taşınmaz malla ilgili anlaşmazlığın taraflar arasında Medeni Kanuna göre mülkiyet hakkına dayalı bir müdahalenin olup olmadığı, araştırmamış, arazinin niteliği belirlenmemiş, tarımsal arazi yada mera veya yaylak olup olmadığı araştırılmamış, bunun için ilçe İdare Kurulu kararı; temlik tezkeresi, mera norm kararı ve haritası incelenmemiş,yerel ve uzman bilirkişiler yardımı duraksamaya meydan vermeyecek şekilde tespit yoluna gidilmemiş, zilyedliğin ihlaline yol açarak beni ve diğer hak sahiplerini mağdur edecek karara yol açıp açmadığını araştırmamıştır.
Kaymakamlık, görev süresi içinde her hangi bir şikayeti olmayıp, seçime az bir zaman kala muhtar Recep Danlı’nın olayı “oya tahvil gayreti” ile şikayeti üzerine - bahçeyi, harmanı ver tarlayı bir bütün olarak yüz yılardır ailemize satan eski sahipleri, 60 yıldır da tarafımızdan aralıksız ve çekişmesiz olarak ekilip biçilen tarlamız hakkında; aynı muhtarın 5 yılık görev süresinin 4 yılında suskun kalıp son yılında tarla YENİ SÜRÜLMÜŞ GİBİ Muhtarın gerçek dışı beyanlarına ve isteğine uyularak araştırma yapmadan, şahitleri dinlemeden ve tarlanın fiziki durumu dikkate alınmadan geçmişteki ve şimdiki durumu tarım arazisi niteliğinde olan yer için - zilliyetimizde bulunduğu halde– yeni bir tecavüz gibi tarafıma bildirilmeyen bir karar oluşturulmuş.
Oysa 25.8.2008 günü köye gelen keşif heyetini kendi aracı ve ücret karşılığında getiren Muhtar Recep Danlı, “Gerek köyümüzde gerekse Alaca’nın bir çok köyünde kadastro çalışmaları sırasında yıllarca tarla olarak ekilip biçilen yerler zilliyetlerine tapu edilmemiş.Bu nedenle yeniden komisyon kurularak sıra ile köylere gelip çalışacaklar. O zaman yanlışlar düzelecek.Sizin tarlada bu yanlış tescillerden biri. Şimdilik ön keşif yapılarak durum tespiti yapılıyor. Daha sonra asıl kadastro heyeti gelecek “demiş ve 24.8.2008 tarihinde köye gelerek tarlaya hiç bakmayan -sadece nerenin daha önce tescilinin yapıldığını söyleyen fen memuru hariç- heyetin çalışması sonucundan haber edilmedik.
Tarafımıza bildirilmeyen Kaymakamlık kararından savcılık soruşturmasıyla haberdar edilerek zilliyetimizdeki yer için keyfi cezalandırılmam yoluna gidilerek oldu bittiye getirildiğim anlaşıldı. Dededen toruna zillyetimizdeki tarla için hukuk mahkemeleri yolunu seçmeyip Mautar’ın Kaymakamlığa şikayetlerde bulunması, kesifler getirmesi; hem maddi hem manevi olarak zarar vermek suretiyle baskı yapma eylemi olduğu açıktır.
Olay TMK’ da yer alan “zilyetliğin korunması” hükümleri çerçevesinde olup 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun hükümlerinin aleyhime uygulanması söz konusu olmamalıdır.
Çünkü; 3091 sayılı “ Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun” ve bu kanunun uygulama esaslarını belirleyen “ Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun Uygulama Şekli Ve Esaslarına Dair Yönetmelik’ deki “Tecavüzden kasıt, taşınmaz MALI ZORLA VEYA ZİLYEDİNDEN HABERSİZ İŞGAL ETMEK veya ele geçirmek veya taşınmazın aynında değişiklikler meydana getirmektir.”(Yön.m.11/1) Şeklinde belirtilen “zilliyete tecavüz” söz konusu değildir. “Zilyetliğin korunmasında, dayandığı hak değil, bizatihi zilyetliğin kendisi korunmaktadır. Bu itibarla zilyetliğin korunması davalarında zilyetliğin bir hakka dayanıp dayanmadığı aranmaz.”ilkesi çerçevesinde hiçbir dönemde mera olmayan yer için mera olarak kullanmayanlar değil, kadimden beri ekilip dikilen tarla için 60 yıldır zilliyet eden korunmalı, karar o yönde çıkarılmalı idi.
Zira Hukuk otoritelerinin“Zilyetliğin korunmasında, temelinde bir hak bulunup bulunmadığına bakılmaksızın koruma sağlandığı için haklı zilyetler gibi haksız zilyetler hatta hırsız gibi kötü niyetli zilyetler dahi korunur. Çünkü zilyetliğin korunmasında ki amaç toplumsal hayatın bozulmadan devamını sağlamaktır.” (ERASLAN ÖZKAYA, el atmanın önlenmesi davaları C.3 sah.109 )Şeklindeki görüş hala geçerliliğini korumaktadır.
Olayımızda kamu otoritesi ve bu otoritenin gücü kasıtlı amaçlar için kullanılmıştır.
HUKUKİ SEBEPLER :
Medeni Kanun, 3091 sayılı zilliyetin korunması kanunu, 3042 sayılı kadastro kanunu ve Davama uyan kanunun ilgili maddeleri
DELİLLER :
Mahallinde yapılacak keşif, Başta Muhtar Recep Danlı’nın annesi Hüsne Danlı ve eşi Şu an görev yapan ihtiyar heyeti üyeleri olan Haydar Oğlu Hacı Karakaya ile Osman Oğlu Mehmet Köylü Ve diğer tanık beyanları, kadastro tespitinden önce ve sonra çekilen fotoğraflar v.s.
SONUÇ ve TALEPLER :
Kadimden beri işlenen ve 1950 başlarından kadastro çalışmalarının yapıldığı tarihe ve o günden buyana 25 yıl olmak üzere toplamda 60 yıldır DEDEDEN –TORUNA İNTİKAL ederek DAVASIZ,ÇEKİŞMESİZ VE ARALIKSIZ iyi niyetle MALİK SIFATIYLA zilyetliğimizin bulunduğu tarla için ekim –dikim yaptığım gerekçesiyle cezalandırılama isteği, yersizdir. Ortada 3091 sayılı Kanun hükümlerinin aleyhime uygulanmasına hukuki dayanak olmadığından Beraatıma karar verilerek Yargılama giderinin, davacı üzerine bırakılmasını arz ve talep ederim. 15.12.2008
Ramazan Çavdar
EKLER:
1970-1980-190 VE 2000’LERDE TARLANIN DURUMUNU GÖTEREN FOTOĞRAFLAR
///////////////////////////////////////////////
ALACA ASLİYE CAZA MAHKEMESİNE
DAVACI: Alaca Kaymakamlığı
DAVALI: Ramazan Çavdar Küçük Hırka Köyü –Alaca/ Çorum NK No:39175074028
KONUSU:
Alaca Kaymakamlığının Küçük Hırka Köyü’nde; köy içindeki tarlamla ilgili olarak yaptığı suç duyurusu üzerine açılan ve 2009/15 Esas sayılı Kamu Davası
AÇIKLAMALAR:
1- Ekim – dikim yaptığım gerekçesi ile üzerime suç atlan tarla Kadimden beri ekilip – dikilmektedir. Bekir Kağ tarafından işlendiği bilinen, Bekir Kağ’dan çocuklarına ve torunlarına intikal eden arazi , 1950 başlarına kadar Bekir Kağ’a muris dört ayrı ailenin ortaklaşa ekip biçtiği, bu tarihte HAK sahipleri aileleri temsilen Süleyman Aykaç, Mehmet Kaya , Bekir ve Mustafa Çapraz’ın tarafından müştereken Muhtar Nurettin Arslan’ın düzenleyip onayladığı senetle değeri karşılığında dedem Mehmet Çavdar’a satılmıştır.
2-Bu mülkiyet değişimi sonrası; dedem, babam tarafından KESİNTİSİZ(her yıl olmak kaydı ile ) ve (Nizasız ) ÇEKİŞMESİZ işlenen tarlamız, Babam Sadık Çavdar’ın sağlığında olduğu gibi babamın 2007 de vefatından sonrada MİARASÇILARIN RIZASI İLE bu güne kadar her yıl tarlayı, bahçeyi işledim. Harmanı kullanmaya devam ettim.
3- Türkiye ve Bölge illerinde ilçelerinde olduğu gibi Tapu ve kadastro ölçümleri yakın zamana kadar yapılmamış olduğundan Kadimden beri ekilip biçilen bu tarlanın kullanım hakkı satış senedi ve zilyet yolu ile Mehmet Çavdar oğulları tarafından kullanılmakta burada en azından 60 yıldır evleri, ahırları ve harmanları, Şeker Pınarı adındaki su kaynakları ve dikili bahçeleri ile tarla bir bütün olarak işlenmektedir.
Ancak 1983 yılı kadastro çalışmasında her nedense 1960 sonlarında yapılan ev ve bahçe ayrılarak harmanlarımız, 1950 başlarında yaptığımız ve halen tarla olarak kullandığımız yer dahil tüm tarla kayıt dışı tutulmuş. Kadastro çalışmaları sırasında mera ve taşlık arazi olarak yapılan tespitlerin – köyümüzde başka örnekleri olduğu gibi - HAYALİ ya da Kadastro tespiti sırasında mahalli bilirkişilerin yanlış beyanda bulunarak araziyi KASITLI olarak yanlış tespit yaptırdığı bir gerçektir.
Her ne kadar 1983 de kadastro geçince sadece ev ve bahçemiz kayda geçirilmiş olsa da belirttiğim zaman dilimlerinde 60 yıldır tarafımızdan işlenmektedir. ZİLİYET YOLU ile babadan evlada intikal eden arazi KADİMDEN beri arazi tarım ve hayvancılık yapılarak kullanılıp, korunmuş ve işlenilerek bu güne kadar gelinmiştir.
4-Bu durum; başta Muhtar Recep Danlı’nın annesi Hüsne Danlı ve eşi, kardeşleri dahil en yakınları ile şu an görev yapan ihtiyar heyeti üyeleri olmak tüm köy muhtarları, köyde görev yapmış öğretmen ve imamlarla aklı selim her birey tarafından bilinir.
Recep Danlı’nın olay yeni gibi takdim ederek şikayette bulunması seçim almak için siyasal çıkara dayalı yapılan bir eylemdir. Çünkü kadimden beri her yıl ekim ve dikim yapılarak kullanılan arazi, Muhrat Recep Danlı’nın görevde olduğu geçen dört yıl içindede her yıl tarafımızdan ekilip biçilmektedir. Recep Danlı, siyasal çıkarı gereği kadimden beri işlenen ve deden toruna ekip biçtiğimiz yerin hiçbir dönemde mera olarak kullanılmadığı gerçeğine rağmen şikayet etmiş, ilgili idare de Medeni Kanuna göre HAK Kazandırıcı Ziliyete rağmen Alaca Kaymakamlığı, 3091 sayılı 4.12.1984 tarihli Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunla bu kanunun uygulama esaslarını belirlemek için çıkarılan “ Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun Uygulama Şekli Ve Esaslarına Dair Yönetmelik hükümleri yerine getirilmeyerek; hiçbir araştırmaya gerek görmeden ve şahitlerin ifadelerini kaale almadan 3091 sayılı yasaya göre meraya tecavüz konu edilerek men’i müdahale kararı vermiş, tarafıma maddi gider yüklemiş ve Sulh Ceza Mahkemesinde dava açılması için savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur.
Konuyla ilgili dava devem etmekte ve olayın tarafımızca bilinmesi üzerine tapu iptal ve tescil davası açmış bulunuyorum.
1960 başlarında benzer şekilde mahkeme konusu yapılarak şimdiki hali ile sınırları kesinleşen tarlamı; her zaman olduğu gibi sürdüğümde, tarla ile ilgili verilmiş, bir karar tarafıma tebliğ edilmemişti.. Men edilmiş alanı bilerek sürmüş değilim.
Muhtarın her iki şikâyeti ile kamu otoritesi ve bu otoritenin gücü kasıtlı amaçlar için kullanılmıştır. Olayda Medeni Kanun hükümlerinin uygulanması gerekir.İkinci şikâyete konu olan ve bana tebliğ edilen bir karar yoktur. Ben tarlayı sürdükten sonra Kaymakamlık kararı tarafıma bildirilmiştir.
HUKUKİ SEBEPLER :
Medeni Kanun, 3091 sayılı zilyedin korunması kanunu, 3042 sayılı kadastro kanunu ve Davama uyan kanunun ilgili maddeleri.
DELİLLER :
-Mahallinde yapılacak keşif,
-Başta Muhtar Recep Danlı’nın annesi Hüsne Danlı ve eşi
- Recep Danlı’nın muhralığı döneminde görev yapan ihtiyar heyeti üyeleri olan Haydar Oğlu Hacı Karakaya ile Osman Oğlu Mehmet Köylü
-Ve diğer tanık beyanları, kadastro tespitinden önce ve sonra çekilen fotoğraflar v.s.
-1960-1970-1980-1990 ve 2000li yıllarda çekilen hava fotoğrafları, uydu resimleri
-Ve başkaca diğer deliller
SONUÇ ve TALEPLER :
1- Daha önce ki şikayet üzerine, devam eden dava ile birleştirilmesine,
2- Kadimden beri işlenen ve 1950 başlarından kadastro çalışmalarının yapıldığı tarihe ve o günden buyana 25 yıl olmak üzere toplamda 60 yıldır DEDEDEN –TORUNA İNTİKAL ederek DAVASIZ, ÇEKİŞMESİZ VE ARALIKSIZ iyi niyetle MALİK SIFATIYLA zilyetliğimizin bulunduğu tarla için Medeni Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiğinden, ekim –dikim yaptığım gerekçesiyle cezalandırılama isteği, yersizdir. Ortada 3091 sayılı Kanun hükümlerinin aleyhime uygulanmasına hukuki dayanak olmadığından Beraatıma karar verilerek;
3- Yargılama giderinin, davacı üzerine bırakılmasını, arz ve talep ederim.
Ramazan Çavdar
///////////////////////////////////
ALACA ASLİYE HUKUK HAKİMLİĞİNE
Davacı
: Ramazan Çavdar
Küçük Hırka Köyü –Alaca/ Çorum NK No:39175074028
Davalı: Alaca Kaymakamlığı
Ekteki Dava dilekçemin Çorum İdare Mahkemesine gönderilmesini arz ederim.
Ramazan Çavdar
Yürütmenin Durdurulması İsteklidir.
ÇORUM İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
Davacı: Ramazan Çavdar Küçük Hırka Köyü –Alaca/ Çorum NKNo:39175074028
Davalı: Alaca Kaymakamlığı
Konusu: Alaca Kaymakamlığının Küçük Hırka Köyünde köy içindeki tarlamla ilgili 21.11.2008 tarih ve İd.Ku 503-2008/097 sayılı Men kararının iptali , Yürütmenin durdurulması ve Hakkımda verdiği Suç duyurusu ile maddi yüklerin kaldırılması
Tebiğ Tarihi: 26 Kasım 2008 Çarşamba
Açıklamalar:
Çorum ili, Alaca ilçesi, Küçük Hırka Köyünde bulunan ve kadimden beri ekim –dikim yapılarak gelen ve 1951 yılında deme, ondan babama ve babadan oğula intikal eden kesintisiz ve çekişmesiz olarak her yıl işlenen TARIM ARAZİSİ HAKKINDA Alaca Kaymakamlığı, Köy muhtarının şikayeti üzerine Men kararı vermiştir.
1- Alaca kaymakamlığının men kararı verdiği tarla Kadimden beri ekilip – dikilmektedir.
2- Tahminen 250-300 yıl yıl önce Bekir Kağ isimli şahsa ait olan ve Bekir Kağ tarafından işlenen tarla mirasçıları vasıtasıyla ekilip dikilerek işlenmiştir.
3- Bahse konu tarla dedem tarafından 60 yıl önce Bekir Kağ’ın varisleri olan 4 ayrı aile adına HAK sahipleri tarafından Muhtar Nurettin Arslan’ın düzenleyip onayladığı senetle değeri karşılığında dedem Mehmet Çavdar’a satılmıştır.
4- Tarlayı alan dedem, buraya ev, ahır, samanlık,yunaklık ve tandır ve misafir odasından oluşan kompleks binalar inşa ederek, tarla içindeki Şeker Pınarı denen çeşme altında kalan yeri meyve – sepze bahçesi yapmış kalan yerleri ise kesintisiz ve HER YIL OLMAK KAYDI İLE ekip biçmiştir.
5- Evin ve tarlanım bitişiği taşlık alan işçi çalıştırılarak imar ve ihya edilip, buğday, arpa, çavdar gibi mahsullerin işlendiği büyük ve mercimek, nohut gibi mahsullerin işlendiği küçük harman olarak iki harman yeri yapılıp, o gün bu gün çekişmesiz olarak kullanıla gelmiştir.
6- Dedem’den işleri alan Babam Sadık Çavdar ve Salih Çavdar , bahsedilen tarla içindeki evde oturduktan sonra 1970 başlarında kendilerine yeni ve ayrı iki ev yaparak , eski evin yerini ve bahçesini tarla olarak kullanarak daha önceki ekip biçtikleri tarlaya ilave ederek ekip biçmişlerdir.
7- Dedem Mehmet Çavdar’ın vefatıyla Babam Sadık Çavdar ve amcam Salih Çavdar, bahçe ve tarlayı – bütün diğer tarlalarda olduğu gibi - verim durumu da dikkate alarak kendi aralarında eşit bir şekilde bölüşerek yine hiçbir çekişme olmadan kesintisiz olarak her yıl ekip biçmeye devam etmişlerdir.
8- Babam Sadık Çavdar, kendisine düşen alanı ÇEKİŞMESİZ olarak HER YIL EKİP BİÇMEYE devam etmiştir.
9- Bu duruma ne köylü, ne Muhtarlar ne de kaymakamlık gibi resmi kurumlar itiraz etmemiş,her hangi bir çekişme yaşanmamıştır.
10- Babamın sağlığında olduğu gibi babamın 2007 de vefatından sonrada MİARASÇILARIN RIZASI İLE bu güne kadar her yıl tarlayı, bahçeyi işledim. Harmanı kullanmaya devam ettim.
Bu gerçek, köyde görev yapan muhtarlar, öğretmenler, imam- hatipler ve diğer köy halkı,komşu köylüler gibi başka şahitlerce, ekte sunulan fotoğraflar ve 1950’lerden buyana 160,1970,1980,1990 ve 200li yıllarda çekilen hava fotoğrafları ile ortaya konabilir. Ancak kadimden beri işlenen ve deden toruna ekip biçtiğimiz yerin hiçbir dönemde mera olarak kullanılmadığı gerçeğine ve Medeni Kanuna göre HAK Kazandırıcı Zilliyete rağmen Alaca Kaymakamlığı, hiçbir araştırmaya gerek görmeden ve şahitlerin ifadelerini kaale almadan 3091 sayılı yasaya göre meraya tecavüz konu edilerek men’i müdahale kararı vermiş, tarafıma maddi gider yüklemiş ve Sulh Ceza Mahkemesinde dava açılması için savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur.
Soruşturma memuru, soruşturma öncesinde, soruşturma sırasında soruşturma sonrasında taşınmaz malla ilgili anlaşmazlığın taraflar arasında Medeni Kanuna göre mülkiyet hakkına dayalı bir müdahalenin olup olmadığı araştırılmamış, arazinin niteliği belirlenmemiş, tarımsal arazi yada mera veya yaylak olup olmadığı araştırılmamış, bunun için ilçe İdare Kurulu kararı; temlik tezkeresi, mera norm kararı ve haritası incelenmemiş, yerel ve uzman bilirkişiler yardımı duraksamaya meydan vermeyecek şekilde tespit yoluna gidilmemiş, zilyedliğin ihlaline yol açarak beni ve diğer hak sahiplerini mağdur edecek karara yol açıp açmadığını araştırmamıştır.
Tarafsız yerel bilirkişiler ve taraf tanıkları; taşınmazın; zilyetlik durumunu başlangıç ve sürdürülüş biçimini olaylara dayalı olarak açıklattırılmamış, zilyetlikle iktisap şartlarının oluşup oluşmadığı araştırılmamıştır. Kaymakamlık, görev süresi içinde her hangi bir şikayeti olmayıp, seçime az bir zaman kala muhtar Recep Danlı’nın olayı oya tahvil gayreti ile şikayeti üzerine - bahçeyi, harmanı ver tarlayı bir bütün olarak zilliyetimizde bulunduğu halde – yeni bir tecavüz gibi karar oluşturdu.
11- Yüz yılardır eski sahipleri, 60 yıldır da tarafımızdan aralıksız ve çekişmesiz olarak ekilip biçilen tarlamız hakkında; aynı muhtarın 5 yılık görev süresinin 4 yılında suskun kalıp son yılında tarla YENİ SÜRÜLMÜŞ GİBİ Muhtarın gerçek DIŞI BEYANLARINA VE İSTEĞİNE UYULARAK araştırma yapmadan, şahitleri dinlemeden ve tarlanın fiziki durumu dikkate alınmadan geçmişteki ve şimdiki durumu tarım arazisi niteliğinde olan yer için verilen karar gerçeğe ve HUHUKA aykırıdır.
Kadastro çalışmaları sırasında Alaca İlçesi Küçük Hırka Köyü 1 Pafta 2217 ve 2082 parsellerin mera ve taşlık arazi olarak yapılan tespitlerin – köyümüzde başka örnekleri olduğu gibi - HAYALİ yada Kadastro tespiti sırasında mahalli bilirkişilerin yanlış beyanda bulunarak araziyi KASITLI olarak yanlış tespit yaptırdığı bir gerçektir.
Her ne kadar 1983 de kadastro geçince sadece ev ve bahçemiz kayda geçirilmiş olsa da belirttiğim zaman dilimlerinde 60 yıldır tarafımızdan işlenmektedir.ZİLLİYET YOLU ile babadan evlada intikal eden arazi KADİMDEN beri arazi tarım ve yapılarak kullanılıp, korunmuş ve işlenilerek bu güne kadar gelinmiştir.
Mahallinde keşif yapıldığında yukarıda mevkisini yazdığım arazilerin kadimden beri işlendiği, dededen- babaya, babadan toruna çekişmesiz ve kesintisiz işlene gelen arazi olup olup, zilliyet ve tasarrufumuzda bulunduğunu;
Hudutları belli olan tarlanın hiç bira zaman ve dönemde köy merası olarak kullanılmadığını, Başta Muhtar Recep Danlı’nın annesi Hüsne Danlı ve eşi, kardeşleri dahil en yakınları ile şu an görev yapan ihtiyar heyeti üyeleri olmak tüm köy muhtarları, köyde görev yapmış öğretmen ve imamlarla aklı selim her birey tarafından bilinir.
Ancak kadimden beri işlenen ve deden toruna ekip biçtiğimiz yerin hiçbir dönemde mera olarak kullanılmadığı gerçeğine ve Medeni Kanuna göre HAK Kazandırıcı Zilliyete rağmen Alaca Kaymakamlığı, 3091 sayılı 4.12.1984 tarihli Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunla bu kanunun uygulama esaslarını belirlemek için çıkarılan “ Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun Uygulama Şekli Ve Esaslarına Dair Yönetmelik hükümleri yerine getirilmeyerek;hiçbir araştırmaya gerek görmeden ve şahitlerin ifadelerini kaale almadan 3091 sayılı yasaya göre meraya tecavüz konu edilerek men’i müdahale kararı vermiş, tarafıma maddi gider yüklemiş ve Sulh Ceza Mahkemesinde dava açılması için savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur.
Soruşturma memuru;soruşturma öncesinde, soruşturma sırasında soruşturma sonrasında taşınmaz malla ilgili anlaşmazlığın taraflar arasında Medeni Kanuna göre mülkiyet hakkına dayalı bir müdahalenin olup olmadığı, araştırmamış, arazinin niteliği belirlenmemiş, tarımsal arazi yada mera veya yaylak olup olmadığı araştırılmamış, bunun için ilçe İdare Kurulu kararı; temlik tezkeresi, mera norm kararı ve haritası incelenmemiş,yerel ve uzman bilirkişiler yardımı duraksamaya meydan vermeyecek şekilde tespit yoluna gidilmemiş, zilyedliğin ihlaline yol açarak beni ve diğer hak sahiplerini mağdur edecek karara yol açıp açmadığını araştırmamıştır.
Kaymakamlık, görev süresi içinde her hangi bir şikayeti olmayıp, seçime az bir zaman kala muhtar Recep Danlı’nın olayı “oya tahvil gayreti” ile şikayeti üzerine - bahçeyi, harmanı ver tarlayı bir bütün olarak yüz yılardır ailemize satan eski sahipleri, 60 yıldır da tarafımızdan aralıksız ve çekişmesiz olarak ekilip biçilen tarlamız hakkında; aynı muhtarın 5 yılık görev süresinin 4 yılında suskun kalıp son yılında tarla YENİ SÜRÜLMÜŞ GİBİ Muhtarın gerçek dışı beyanlarına ve isteğine uyularak araştırma yapmadan, şahitleri dinlemeden ve tarlanın fiziki durumu dikkate alınmadan geçmişteki ve şimdiki durumu tarım arazisi niteliğinde olan yer için - zilliyetimizde bulunduğu halde– yeni bir tecavüz gibi tarafıma bildirilmeyen bir karar oluşturulmuş.
Oysa 25.8.2008 günü köye gelen keşif heyetini kendi aracı ve ücret karşılığında getiren Muhtar Recep Danlı, “Gerek köyümüzde gerekse Alaca’nın bir çok köyünde kadastro çalışmaları sırasında yıllarca tarla olarak ekilip biçilen yerler zilliyetlerine tapu edilmemiş.Bu nedenle yeniden komisyon kurularak sıra ile köylere gelip çalışacaklar. O zaman yanlışlar düzelecek.Sizin tarlada bu yanlış tescillerden biri. Şimdilik ön keşif yapılarak durum tespiti yapılıyor. Daha sonra asıl kadastro heyeti gelecek “demiş ve 24.8.2008 tarihinde köye gelerek tarlaya hiç bakmayan -sadece nerenin daha önce tescilinin yapıldığını söyleyen fen memuru hariç- heyetin çalışması sonucundan haber edilmedik.
Tarafımıza bildirilmeyen Kaymakamlık kararından savcılık soruşturmasıyla haberdar edilerek zilliyetimizdeki yer için keyfi cezalandırılmam yoluna gidilerek oldu bittiye getirildiğim anlaşıldı. Dededen toruna zillyetimizdeki tarla için hukuk mahkemeleri yolunu seçmeyip Muhtar’ın Kaymakamlığa şikayetlerde bulunması, keşifler getirmesi; hem maddi hem manevi olarak zarar vermek suretiyle baskı yapma eylemi olduğu açıktır.
Olay TMK’ da yer alan “zilyetliğin korunması” hükümleri çerçevesinde olup 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun hükümlerinin aleyhime uygulanması söz konusu olmamalıdır.
Çünkü; 3091 sayılı “ Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun” ve bu kanunun uygulama esaslarını belirleyen Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun Uygulama Şekli Ve Esaslarına Dair Yönetmelik’ deki “Tecavüzden kasıt, taşınmaz MALI ZORLA VEYA ZİLYEDİNDEN HABERSİZ İŞGAL ETMEK veya ele geçirmek veya taşınmazın aynında değişiklikler meydana getirmektir.”(Yön.m.11/1) Şeklinde belirtilen “zilliyete tecavüz” söz konusu değildir. “Zilyetliğin korunmasında, dayandığı hak değil, bizatihi zilyetliğin kendisi korunmaktadır. Bu itibarla zilyetliğin korunması davalarında zilyetliğin bir hakka dayanıp dayanmadığı aranmaz.”ilkesi çerçevesinde hiçbir dönemde mera olmayan yer için mera olarak kullanmayanlar değil, kadimden beri ekilip dikilen tarla için 60 yıldır zilliyet eden korunmalı, karar o yönde çıkarılmalı idi.
Zira Hukuk otoritelerinin“Zilyetliğin korunmasında, temelinde bir hak bulunup bulunmadığına bakılmaksızın koruma sağlandığı için haklı zilyetler gibi haksız zilyetler hatta hırsız gibi kötü niyetli zilyetler dahi korunur. Çünkü zilyetliğin korunmasında ki amaç toplumsal hayatın bozulmadan devamını sağlamaktır.” (ERASLAN ÖZKAYA, el atmanın önlenmesi davaları C.3 sah.109 )Şeklindeki görüş hala geçerliliğini korumaktadır.
Olayımızda kamu otoritesi ve bu otoritenin gücü kasıtlı amaçlar için kullanılmıştır. Zilliyetlik başlangıçı ve sürdürülüş biçimi ile HİÇ BİR ŞÜPHEYE YER BIRAKMAYACAK ŞEKİLDE mera olmayıp ev yeri, bahçe,avlu, harman ve tarladan oluşan bir bütün olarak dededen –toruna intikal ederek ZİLLİYETİMİZDE İŞLENDİĞİ, ancak her nedense kadastro çalışmaları sırasında -köyümüzde ve ilçede çokça görüldüğü şekilde -Zilliyetleri adına tescilinin yapılmadığını yeni öğrendiğimiz Kadimden beri işlenen ve 1950 başlarından kadostro çalışmalarının yapıldığı tarihe ve o günden buyana 25 yıldır davasız,ÇEKİŞMESİZ ve ARALIKSIZ iyi niyetle MALİK SIFATIYLA zilyetliğimizin bulunduğu tarla için Ortada 3091 sayılı Kanun hükümlerinin aleyhime uygulanmasına hukuki dayanak olmadığından Alaca Kaymakamlığının Men kararı ve ekim –dikim yaptığım gerekçesiyle cezalandırılama isteği, yersizdir.
HUKUKİ SEBEBLER:
Medeni Kanun, 3091 sayılı zilliyetin korunması kanunu, 3042 sayılı kadastro kanunu
Sonuç ve istem:
Yakarıda açıklanan nedenler ve mahkemece res’en tespit edilecek diğer nedenlerle; Medeni Kanun ve 3091 sayılı kanuna aykırı olarak Alaca Kaymakamlığının Küçük Hırka Köyünde köy içindeki tarlamla ilgili 21.11.2008 tarih ve İd.Ku 503-2008/097 sayılı Men ve aleyhimdeki diğer kararının İPTALİNİ,
Ekim- dikim işlemini engelleyerek üretim yapmama mani olduğu ve oluşacak zararı önlemek için 3091 sayılı Yasa'nın 14/2 maddesi gereğince İHTİYTİ TEDBİR KARARI ile YÜRÜTMENİN DURDURULMASINI;
Yargılama giderlerinin davalı idareye yükletilmesini saygıyla arz ederim. 15..12.2008
Ramazan Çavdar
EKLER:
1- Dava konusu yapılan İDARİ İŞLEM
2- TARLANIN 1979,1980 ,1990 VE 2008 DEKİ DURUMLARINI GÖSTEREN FOTOĞRAFLAR
Not, 10 Nisan 2009 günü "3091 sayılı Kanuna göre verilmiş kararlar üzerine idari yargıya başvurmalarda yürütmenin durdurulması kararı verilemez."hükmü(34. madde)gerekçesine sığınılarak istek RET edilmiş olduğunu öğrendik..
/////////////////////////////////////
ALACA SULH HUKUK MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
DAVACI :Ramazan ÇAVDAR, Sadık oğlu ,1944 doğumlu Alaca Küçük Hırka köyü TCK NO: 39175074028
DAVALI : Hasımsız
DAVA NEV’İ :Kadastro tespitine itiraz 10 YTL. Değerinde ve tescil
DAVA TARİHİ :15 Aralık 2008
KONUSU:
Kadimden beri ekim dikim yapılarak ÇEKİŞMESİZ VE KESİNTİSİZ işlenen işlenen tarlanın ve ihya edilerek kullanılan harman yeri farklı parsellere ayrılarak, büyük kısmı o dönemde sağ olan babam adına tescil edilmemiştir.
Gerek kadimden bu yana zilyetlik, gerekse tahrir defteri kayıtlarına dayanılarak ZİLYETLİKLE KAZANMA ve KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ ile belirtilen yerlerin babam Sadık Çavdar adına tapuya tescilin yapılması konusudur.
AÇIKLAMALAR :
1-Kadostro çalışması sırasında mara yazılan ve tescil harici bırakılan tarla Kadimden beri ekilip – dikilmektedir.250-300 yıl önceki sahibi Bekir Kağ tarafından işlendiği bilinen ve 1951 Tarihine kadar Bekir Kağ’a muris dört ayrı ailenin ortaklaşa ekip biçtiği, bu tarihte HAK sahipleri aileleri temsilen Süleyman Aykaç, Mehmet Kaya , Bekir ve Mustafa Çapraz’ın tarafından müştereken Muhtar Nurettin Arslan’ın düzenleyip onayladığı senetle değeri karşılığında dedem Mehmet Çavdar’a satılmıştır.
Bu mülkiyet değişimi sonrası; dedem, babam tarafından KESİNTİSİZ VE ÇEKİŞMESİZ İŞLENEN TARAIM ARAZİSİ, BABAMIN VEFATI SONRASINDA DA MİRASÇILAR ADINA TARAFIMDAN EKİLİP BİÇİLMEKTEDİR.
Tarlayı alan dedem, buraya ev, ahır, samanlık,yunaklık ve tandır ve misafir odasından oluşan kompleks binalar inşa ederek, tarla içindeki Şeker Pınarı denen çeşme altında kalan yeri meyve – sebze bahçesi yapmış kalan yerleri ise kesintisiz ve HER YIL OLMAK KAYDI İLE onlarca yıl ekip biçmiştir.
2-Tarlanın yanındaki taşlık alan; dedemin aldığı zamanda işçi çalıştırmak suretiyle imar ve ihya edilerek imar ve ihya edilip, buğday, arpa, çavdar gibi mahsullerin işlendiği “büyük” ve mercimek, nohut gibi mahsullerin işlendiği “küçük” harman olarak dededen –toruna intikal ederek ÇEKİŞMESİZ VE KESİNTİSİZ tarafımızdan kullanılmaktadır. Dedem’den işleri alan Babam Sadık Çavdar ve Salih Çavdar, bahsedilen tarla içindeki evde oturduktan sonra 1970 başlarında kendilerine yeni ve ayrı iki ev yaparak , eski evin yerini ve bahçesini tarla olarak kullanarak daha önceki ekip biçtikleri tarlaya ilave ederek ekip biçmişlerdir.
3-Dedem Mehmet Çavdar’ın vefatıyla Babam Sadık Çavdar ve amcam Salih Çavdar, bahçe ve tarlayı – bütün diğer tarlalarda olduğu gibi - verim durumu da dikkate alarak kendi aralarında eşit bir şekilde bölüşerek kendilerine düşen payları yine hiçbir ÇEKİŞME OLMADAN KESİNTİSİZ olarak her yıl ekip biçmeye devam etmişlerdir.
4- Babam Sadık Çavdar, kendisine düşen ve en az amcamın tarlası kadar büyüklükteki alanı –ki babama düşen tarafın verimi az olduğu ve o zamanlar boş olan harman yerleri nedeniyle köye uzaklığı dikkate alınarak amcama düşen taraftan daha daha geniş idi- KESİNTİSİZ ve ÇEKİŞMESİZ olarak HER YIL EKİP BİÇMEYE devam etmiştir. Bu duruma ne köylü, ne Muhtarlar nede Kaymakamlık gibi resmi kurumlar itiraz etmemiş,her hangi bir çekişme yaşanmamıştır.
5-Babam Sadık Çavdar’ın sağlığında olduğu gibi babamın 2007 de vefatından sonrada MİARASÇILARIN RIZASI İLE bu güne kadar her yıl tarlayı, bahçeyi işledim. Harmanı kullanmaya devam etmekteyim.
6-Bir bütün olarak dededen toruna intikal eden, aralıksız ve çekişmesiz olarak zilliyetimizdeki “TARLA, BAHÇE VE HARMAN YERİ”; Köyümüzde kadastro çalışmaları yapıldığı zamanda şimdide aynı konumda olup, kadastro çalışmaları sırasında her nedense ayrı parsel yapılarak1. pafta 2046 nolu parsel şeklinde sadece ev ve bahçenin babam Sadık Çavdar adına zilliyetine tescili yapılarak harman, eski ev yerimiz ve kadimden beri çekişmesiz ve kesintisiz Tarım arazisi olan tarlamızın farklı parseller şeklinde tescilinin yapılmadığını tarlanın bir kısmının (Küçük Hırka Köyü 1. Pafta 2217 ve 2080 parsel) mera ve tapulama harici alan olarak tespit yapıldığını yeni öğrenmiş bulunuyoruz.
Bahse konu tarla kadimden beri işlenmekte ve kadastro çalışması öncesi, kadastro çalışması sırasında da işlenmiş, sonrasında da ARALIKSIZ VE ÇEKİŞMESİZ (nizasız) olarak işlenmeye devam edilmiştir.
Kadaostro çalışmaları sırasında mera ve taşlık arazi olarak yapılan tespitlerin – köyümüzde başka örnekleri olduğu gibi - HAYALİ ya da Kadastro tespiti sırasında mahalli bilirkişilerin yanlış beyanda bulunarak araziyi KASITLI olarak yanlış tespit yaptırdığı bir gerçektir. Mahallinde keşif yapıldığında yukarıda mevkisini yazdığım arazilerin kadimden beri işlendiği, dededen- babaya, babadan toruna çekişmesiz ve kesintisiz işlene gelen arazi olup olup, zilliyet ve tasarrufumuzda bulunduğu
Ekte sunulan 1979 , 1980,1990ve 2008 ‘lerde çekilen köy fotoğrafları
Aşağıda ismi verilen Şahit beyanları..
1954, 1960,1970,1980,1990 ve 2007 tarihli orijinal şekli ile memleket haritaları ve hava fotoğrafları ilgili kurumlardan temini ile yüz yılardır eski sahipleri, 60 yıldır da tarafımızdan aralıksız ve çekişmesiz olarak ekilip biçilen, zilliyetlik başlangıçı ve sürdürülüş biçimi ile HİÇ BİR ŞÜPHEYE YER BIRAKMAYACAK ŞEKİLDE mera olmayıp ev yeri, bahçe,avlu, harman ve tarladan oluşan bir bütün olarak ZİLLİYETİMİZDE İŞLENDİĞİ, ancak her nedense kadastro çalışmaları sırasında köyümüzde ve ilçede çokça görüldüğü şekilde Zilliyetleri adına tescilinin yapılmadığı açıkça anlaşılacaktır.
HUKUKİ SEBEBLER:
Medeni Kanun, 3091 sayılı zilliyetin korunması kanunu, 3042 sayılı kadastro kanunu ve Davama uyan kanunun ilgili maddeleri.. Mahallinde yapılacak keşif, Tanık beyanı, kadastro tespitinden önce ve sonra çekilen fotorafler v.s.
ŞAHİTLER:
Arzu edilirse köyümüzde görev yapan tüm öğretmenlerin, imam, ebe gibi kamu görevi yapanların dinleneceği gibi;
1-Tarlanın bilinen en eski sahibi Bekir Kağ’ın torunu ve Tarlayı dedem Mehmet Çavdar’a ( Dolayısıyla Babam Sadık ve Salih Çavdarlara köy senedi ile) satan Süleyman Aykaç oğlu , Köyün daha önceki Muhtarlarından İhsan Aykaç
2-Mustafa Sürücü
3- Muharrem Danlı
4- Osman Köylü
5-Eha Buzağcı
6- Eski Muhtarlardan Ümmet Karakaya
SONUÇ ve TALEPLER :
Kadimden beri işlenen ve 1950 başlarından kadastro çalışmalarının yapıldığı tarihe ve o günden buyana 25 yıl olmak üzere 60 yıldır ailemiz tarafından işlenerek davasız,ÇEKİŞMESİZ ve ARALIKSIZ iyi niyetle MALİK SIFATIYLA zilyetliğimizin bulunduğu kadastro tespiti sırasında mera olarak bırakılanKüçük Hırka Köyü 1. pafta 2217, 2082 nolu parsellerin ile tapulama harici bırakılan harman yerlerine ait taşlık alanın MERA VE TAŞLIK ALAN OLARAK TESPİTİNİN İPTALİ ile babam Sadık Çavdar adına TESCİLİN yapılması,
Yargılama giderinin, mağduriyete yol açan idarede bırakılmasını VARİS SIFATI İLE arz ve talep ederim. 15.12.2008
Ramazan Çavdar
EKLER:
Tarlanın 1979,1980 ,1990 Ve 2008 Deki Durumlarını Gösteren Fotoğraflar

ANADOLU KÜLTÜR MERKEZİ- AKM

Tam da Recep(yeğenim)in bulunduğu yerde eski eveimiz vardı. Ben burada doğmuşum
Posted by Picasa

ÇODAROĞLU SADIK ÇAVDAR KÜTÜPHANESİ VE AKM

Bizim küçük harmandanBüyük Hırka istikametine bakınca
Allah, nasip ederse ;
Çodaroğlu Sadık Çavdar Kütüphanesi
ve
Anadolu Kültür Merkezi'ni(AKM) tam buarada inşa edeceğiz.
Tabii hasetçilerin hasedini aşabilirsek !... Kütüphane için Ahlat'daki Emir Bayındır Kümbeti'ni model oalarak düşünüyoruz.Tabi günümüz malzemesi ile.
Posted by Picasa

13 Nisan 2009

İĞDE ÇİÇEK AÇTI,yaz mı gelecek?

10 Nisan 2009 Günü Alaca'ya inmiştik.Küçük Hırka'ya İkindi üzeri gelebildik. Gün iyice eğilse de mahalle hanımları, geçiken ikindi güneşinin ısıttığıu duvar dibinde laflamayı hala bırakabilmiş değil. Eryaman'da güzel "Sultan İğdeleri" var Çok çabuk yetişiyor ve çok hoş meyve veriyor. Ağbim Ramazan Çavdar, 8 Nisan 2009 Çarşamba günü telefon ederek, "Yarın tarla için keşif var. Saat, iki de gelecekler.Yarın sabah bnisen yetişirsin" deyince.. Yüksek İhtisas da amaliyat için yatan Bibim Saniye 'den "nasıl olsa bu gün amaliyat yapmayacaklar" diye izin aldım. Eve gelmem geç oldu. Acele mahalledeki iğdelerden bir kaç dal alarak Küçük Hırka'ya hediye olsun istedim. İnsan kurt kuş yesin diye Çoraklık ve Hidayet Emmimin pınarın önüne (bizim Köse Tarla'nın yol kenarına) Yeğenim Üzeyir ve oğlu Recep'le diktik. İnşallah, birilerinin hasedine uğramaz da köylüler, meyvesini görürler
Posted by Picasa

KICIK - YÜKSEK YAYLA YOLUNDA

Posted by Picasa

KÜÇÜK HIRKA'da gün Akşam oldu

10 Nisan 2009 Cuma,
Paşa'mızı ziyaret ettik.
Küçük Hırka'da gün akşam oldu.
Çoban keçilerini getirdi
Posted by Picasa

BÜYÜK HIRKA' da Pazar

Büyük Hırka, eskiden köy idi
Şimdi Belde
3 dönemdir yapılan Belediye Seçimleri daha yeni 29 Mart 2009 da yapıldı.
Alaca'ya, oradanda Ankara'ya gitmek üzere Küçük Hıtrka'dan çıktık.
Kaptanımız Yasin(Hacı Ahmet'in oğlu) Karaka'ya süt almak için Büyük Hırka'da mola verdi Mola yerinde gözümüze bu manzaralar ilişti.
Paylaşmak istedik
11 Nisan 2009 Cumartesi günü, Büyük Hırka'nın aynı zaman da pazarı imiş..
Posted by Picasa

EKMEKÇİ

Sungurlu'ya bağlı olan Yukarı ve Aşağı EKMEKÇİ Köyleri'nin bir zamanlar yoğun esinti nedeniyle buzlanmasından dolayı araç sürücülerinin korkulu rüyası meşhur "Ekmekçi Beli"nden görünümleri
Posted by Picasa

EKMEKÇİ KÖYLERİ

Aşağı Ekmekçi, Elif Ana'nın köyü
Posted by Picasa

TURGUTLU ve DENİZLİ

Sungurlu'dan Delice topraklarına geçmek üzere önünüze gelen rampayı tırmanırken sağda tek gibi görünen köy aslında iki tanedir.
Birisi Turgutlu, daha yakın olanı Denizli köyleri..
İnegazi Yolundan gidilen Denizli ve Turgutlu Köyleri, Sungurlu'ya bağlı
Posted by Picasa

Bahar gelmiş memleketime

Posted by Picasa

DELİCE'DE PERİ BACALARI

Çorum'dan Ankara'ya gelirken sizi "Peri Bacaları" selamlar
Posted by Picasa

03 Mart 2009

Posted by Picasa

28 Aralık 2008

NECATİ ÇAVDAR'IN 5.KİTABI ÇIKTI

NECATİ ÇAVDAR'IN 5. KİTABI İÇİN
İMZA GÜNÜ YAPILDI
Necati Çavdar’ın en son kaleme aldığı;
TÜRKMEN GOCABUBASI Mehmet Emin YARBAY”
isimli kitap Ekin Yayınları’ndan çıktı. TÜRKMEN GOCABUBASI Mehmet Emin YARBAY
kitabı için SERVER VAKFI konferans salonunda 26 Aralık 2007 Cuma günü saat 18.00’de Denizli ve Darıverenliler için İMZA GÜNÜ yapıldı.
SERVER Basın Yayın İlim ve Sosyal Dayanışma Vakfı'nın G.M.K Bulvarı No:24/8 Kızılay/ ANKARA
adresinde 18.00-21.00 satleri arasında gerçekleştirilan İmza Günü'ne Ankarada görev yapan ünüversite hocaları, kamu kurumlarının üst düzey bürokratlar ve emeklileri katıldı.İmza Günü'nde Gocabuba'nın Ankara'da bulunan çocukları Ersönmez ile Salih Yarbay'da hazır bulundular.
Çok samimi bir havada geçen buluşmada Necati Çavdar, yeni çıkan“TÜRKMEN GOCABUBASI Mehmet Emin YARBAY" isimli kitabı imzaladı.

11 Eylül 2008

DULKADIRLI BEYİNE DİRLİK İÇİN VERİLEN VARSAK BÖLGELERİ;

1) Kara Hisar- Demürlü Yöresinde “OĞUZ BOYLARI”,
2) “Çorum, Kırıkale, Kırşehir, Yozgat ve Çankırı Yöresi”
3) “ Orta Anadolu halk Kültürü”
4) “ Orta Anadolu Halk Kültüründe Deyimler ve Hikayeleri”
Ve
“Tarihi, Kültürü ve İnançları ile Sungurlu”
isimli kitapları kaleme alan değerli hemşehrimiz, araştırmacı yazar İsmail Uçakçı bey köyümüze, yöremize ve Çavdar’ın Obası’na katkı için aşağıda dikkatinize sunulan bilgileri gönderme lütfunda bulundular.
Kendisine teşekkürlerimizle bu bilgileri aynen yayınlayarak ilgilerinize sunuyoruz.
1) DULKADIRLI BEYİNE DİRLİK İÇİN VERİLEN VARSAK BÖLGELERİ;
Hüseyin-Abâd Kazası (Alaca);
Tespit edebildiklerimiz; “Perçem, Hırka, Yatankavak, Sofular, Kavurgalı, Üçargun, Hatip, Tahir, Saruhocalı Mezraları”dır.
Hırka Aşireti;
Bu aşirete mensup taifelerin yörede yaygın olarak bulunduğu "Hırka Baba" adlı dağ, türbe, köy ve mevki adlarından anlaşılır.
Alaca İlçesi idari sahasında kurulmuş Büyükhırka, Küçükhırka Köyleri mıntýkasında bulunan "Hırka Dağı ve Türbesi" ne adını vermiş oymaklar; Hacıbektaş İlçesi idari sahasında bulunan “Hırka Dağı-türbesi” ne adını vermiş oymaklar ve Kırşehir İl sınırları içerisinde kurulmuş "Hırka Köyü" ne adını vermiş oymağın bu aşirete bağlı olduğu anlaşılıyor. Çepni bölgelerinde yaygın olarak yaşadığı anlaşılan aşiretin bu boya bağlı olacağı büyük ihtimallerdendir.
Büyükhırka Köyünde yaşayan taifelerden bir uzantının Sungurlu İlçesi Sarıkaya köyünde yaşayan Eminler sülale, Uçakcı soyadı almış oymağa iç güvey girdiği ve soyadı kanununda “Demirparmak” adı aldığı bilinir.
Ayrıca, Hırka Aşiretine mensup bir beyin İskilip kazasında “Hırka-i saadet” adıyla bir camii yaptırdığı 1854 yılı kaynaklarından anlaşılmaktadır.
2) ÇAVULDUR BOYU
Adının manası , “Namuslu, şanlı şöhretli” anlamına gelir.
Eski Türk kaynaklarında “Çavundur, Çuvaldar, Çav, Çavdur, Çavdar, Çavgın, Çandır, Çavdır” adlarıyla kaydedilir.Sembolü, Kartal türü kuşların en büyüğü olan “Buğdayık kuğu” dur.
Çavdar Aşireti;
Ordu Mesudiye, Kütahya Emet, Burdur Gölhisar yörelerinde kaza kurmuş olan aşiret üyelerinden bazı taifelerin tarihte, yörede “Kafirkıran, Sülaymanfakılı, Hasantimurcu Mezraları”nda yaşadıkları belirtilmektedir.Ayrıca, Alaca İlçesi Küçükhırka Köyü ve Sungurlu İlçesi Körkü Köyünde “Çavdar” soyadı almış oymakların adlarınını bu aşiretten aldığı söylenebilir.
Çavgın Aşireti;
Çavuldur adından bozulmuş olduğu düşünülmekte ve bu adla Yozgat İli Sarıfatma Köyünde bir sülalenin yaşadığı görülmektedir.
Çandır Aşireti; Türkmen Aşiretlerinden olan Çandırların, Türk yurdu olan Semerkand ve Buhara dolaylarında pek çok yerleşim yerine adını verdiği bilinir.
Boğazkale İlçesi idari sahasında bulunan Emirler Köyünde yaşayan Çandır soyadı almış oymak üyeleri ile Yozgat İli ve Kalecik İlçesi idari sahasında kurulmuş “Çandır” adlı yerleşim yerlerini kuran kişilerin bu aşirete bağlı olduğu söylenebilir
.
Yörenin İskanı ve Aşiretlerinin şeceresini konu eden; 1) Kara Hisar- Demürlü Yöresinde “OĞUZ BOYLARI” “Çorum, Kırıkale, Kırşehir, Yozgat ve Çankırı Yöresi” Adlı kitabımızı, “ Orta Anadolu halk Kültürü” Adlı Kitabımızı “ Orta Anadolu Halk Kültüründe Deyimler ve Hikayeleri” Adlı Kitabımızı,
Ve
“Tarihi, Kültürü ve İnançlarıyla Sungurlu” Adlı Kitabımızı Gördünüz mü?
Selamlar.
..............
kimden : iucakci
01:28 (18 saat önce)
kime = Necati Cavdar =
tarih :11.Eyl.2008 01:28
konu : Bilgilendirme

04 Eylül 2008

YÖREMİZ DİLİYLE

Ağ : Baba

Ecik :Az

Ağartı :Süt ve yoğurt,Ayran gibi süt ürünleri

Ahraz :Dilsiz

Ânanmak :Yuvarlanmak (özellikle hayvanların sırtlarını kaşımak için sırt üstü yuvarlanması)

Bacı ...................: Kız kardeş

Badal.................: Merdiven basamağı

Balak.................: Camız yavrusu

Bayaktan..........: Biraz önce

Bıldır..................: Geçen yıl

Bibi......................: Babanın bacısı

Boyuna...............: Devamlı

Çakır...................: Mavi gözlü

gapcık ağız ........: luzumsuz

Camız................: Manda(Manda camızın kısırlaştırılmışına denir)

Cılga..................: Yayaların yürüyebileceği dar patika..Keçi yolu, iz

Cıncık.................:Cam,çanak kırığı

Cibicik..................: Alkış

Comba.................: Genç, kısırlaştırılmamış erkek manda

Cuvara...................: Sigara

Cücük.........................: civciv

Çalık..................:Ayağı sakat, yürüme özürlü

Çalkama.........:Yoğurt ve ekşi pekmezin sulandırılarak içilir hale getirilmesi Ayran

Çapıt..................: Bez parçası

Çeltek...........:Çoban yardımcısı, çömez, şeltek

Çerçici..........: Seyyar satıcı

Çiğit..........:Meyve çekirdeği

Çimmek.............: Yıkanmak

Çöğdürmek.........:Ayakta işemek

Çit Sürmek.........:Koşum hayvanları ile tarla sürmek(Traktörle tarla sürmeye de aynı kelime kullanılıyor)

Çörten: çeşmenin kurnası..toprak damlı evlerin dambaşısında yağmur oluğu

Dam başı..... : Evin düz, toprak çatısı

Davar... : Koyun, keçi küçükbaş hayvan topluluğu

Dıh..............: Bir şeyi içeri koymak (Hayvanları ahıra yerleştirmek) ,

Dıhız........: Toprağın sürüme hazır olmayacak derece çamur olması

Dombalak aşmak........: Takla atmak

Don-Köynek....: İç çamaşırı

Dulda.....: Esintiyi önleyen yer, duvar dibi,kuytu

Duluk.....: Faul

Ecik.......:Az

Elekçi......: Elek, kalbur yapan esnaf,sanatkar ( Bu işi yapmak üzere köy köy dolaşzn Çingene ailesi fertleri

Ede : Büyük erkek kardeş, ağabey

Ellaham : Herhalde, tam bilmiyorum ama (Allah Bilir= Allahü Alem’in hızlı söylenişi)

Enkebut : Karabasan

Eşme : Suyun gözesi

Evrağaç : Ekmek evirilen ağaç

Fistan : Kadın Elbisesi

Garaltı : Seçilemeyen görüntü

Gındap : Bir tür ip

Gidik : Keçi yavrusu

Gilik : Mayalı ekmek

Girallık : Kiler

Gucele : Zar zor

Guşene : Büyük tencere

Gütmek : Hayvan otlatmak

Gobel : Erkek çocuk. Anası -babsı olmayan bebe, Yetim

Göv : Olgunlaşmamış, yeşil, ham sebze, meyve

Göğ : Gök yüzü

Hâbe : İki gözlü çanta

Hatıl : Sedir

Hayat : Balkon Hazzetmek………: Hoşlanmak

Heeri: Kişi sıfatı yerine kullanılır.

Helke: Su kovası

Hıngel: Hamur yemeği, tereyağla yapılan sarımsaksız mantı

Hömermek: Kafa tutmak

Hüşümlenmek: Kötülüğü sezinlemek, çekinmek,Korkmak

Işkın: Yeni süren filiz

İlaen: Büyük düz kab

İlistir: Kevgir

İlletli: Dermansız hasta.. Küçümsemek, Hakaret için söylenir.

İlikleme: Elbiseyi düğmeleme

İşlik: Yelek

Gafa Kağdı: Nüfus cüzdanı

Kele: (Kadınlar için kullanılan, kadınların kullandığı) kişilik sıfatı

Kelem: Lahana

Kelik: Gölgelik, bağ-bahçe bekleme yeri

Kenef: Tuvalet, pislik anlamına gelen hakaret kelimesi

Kenefi : Kına günü

Kenefi kesmek: Gelin adayının törenle temizlenip, kına için toplanılması

Kırık: Eşek yavrusu

Kom: Koyun-Keçi ahırı

Köten: Öküz-at-katır gibi koşum hayvanlarının çektiği pulluk Galender: Uyumlu, iyi insan

Geçim: Düzenli iş

Gumpür: Patates

Lo taşı: Dam başındaki çorak toprağı sıkıştırmak için kullanılan Silindir taş

Miltan: Gömlek

Namazlağ: Seccade

Nöğrek: Ne yapalım

Nöğrüyon: Ne yapıyorsun

Ölük: Beşik çağındaki çocukların altına ısıtılarak konmak için elenen toprak

Pancar: Madımak

Partal: Palavra

Pinnik: Kümes

Postal: Lastik ayakkabı

Sako: Ceket

Sayfat : Avlunun girişindeki, yanları açık ve üstü kapalı yapı

Sındı: Makas

Sitil: Küçük bakraç, yoğurt kabı

Soyka: Çok kızılan şey

Su sulamak: Tarla- bahçe sulamak

Sumsuk: Yumruk

Sürtmek: Boş gezmek

Şikirsiz: Çirkin

Şinevit: Şıra çıkarmada kullanılan üzüm teknesi,şırahane

Pelver: Salça, pekmezin dibindeki tortu

Tar: Kümesde tavukların çıktığı raf

Tavatır: Çok güzel Tavsır: Fotoğraf

Tavsır: Resim Tebelleş: Bulaşmak

Temek: Ahırda pisliğinin içeriden dışarıya atıldığı küçük pencere

Terek: Raf

Tevellüt: Doğum tarihi

Terki salat: Asi, aksi ve ters kişi

Tün tün(tüne tüne): Akşam tavukların yerine girmesi için söylenen(Akşam oldu)

Tünek: Kümes

Tünük tünnük aşmak: Karanlıklara karışıp gitmek

Toplu: Pencere

Tosbağ: Kaplumbağa

Tuman: pijama şeklinde don

Üreleğin: Geçen gün

Yalak: İtlerin yemek kabı

Verep: Yokuş

Yağlık: Mendil

Yüklük : Yatak, yorgan konan yer

Zavrak: Salatalık

Zeğle: Zelve, Kağnılarda öküzlerin boynuna geçirilen boyunduruğun çubukları

Zorlu(Zollu) : Güzel.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
DEYİMLER:
Nağmet vursun: Yemin
Ekmek Kapasın: Yemin
urusun dölü: Osmanlıya çok çektiren rusun oğlu anlamına, hakaret
Gavur südüğü: Hakaret
Serkizin kızı: Hakaret.
Bu gün ne anlama geldiği bilenmese de bu deyim hala kullanılıyor...
150-200 yıl önce Sungurlu'da Sarkiz isminde bir ermeni vardır. Bu adam okumuş yazmıştır. Ve şehrin ileri gelenleri ile ilişkisi iyidir. Zaman zaman onlar saz ve sözleri iele eğlendirir. Bu arada kızıda çalgı eşliğinde oynar.
Bu olay bölgede çok meşhur olur.
Ozamanlarda ticari olarak Sungurlu ile alışveriş çok yoğun olduğundan Sarikiz'in kızın ünü bizim ellere ulaşır. O nedenle kızlarına, gelinlerine kızan yada başka hanımlara hakaret etmek isteyen bayanlar "serkizin kızı" derler..
ALMANYADAN SELAM VAR
Siirdostu Necati Çavdar
bana adlı alıcılara ayrıntıları görüntüle 07 Eyl (16 saat önce)
Merhaba Necati Çavdar, sayfanizi ziyaret eden bir kisi
(muhsindanli19@.live.de)
SiirDostu üzerinden size bu mesaji yazdi:s.a muhsin danli almanyadan siteden memnunum. kücükhirkaliyim yola devam

HIRKALI CEMAATİ

Hemşehrimz, araştırmacı- Yazar İsmail Uçakçı'nın Tarihi, Kültürü ve İnançlarıyla SUNGURLU isimli eserini okurken bazı konular diketimi çekti.
Bunlardan birisi2004-2005-2006. sayfalarda verdği Tatlılı İlyas konusu idi.
Zira bu oalayın birebir kahramanklarından Tatlılı Katil Hasan diye bilen, çocuk yaşında hapse düşen Katil Hasan diye bilinen Tatlılı Hasan(Gerçekçioğlu) amca ile ilerlemiş yaşlarında tanışmıştım.
Bir vesile ile komşuluk ilşkilerimiz oldu.O nedenle kitapdaki "Tatlılı İlyas" bölümü dikkatimi çekti. Diğer bir dikaktimi çeken ise; "HIRKALI CEMAATİ" idi. İsmail Uçakçı, kitabının 82. sayfasında aynne şöyle yazmış:
"Hırkalı Cemaati:
Bu cemaatlere mensup aşiretlerin yörede kendi atlarıyla iki köy kurdukları bilinir.* Günümüzde Alaca ilçesi idari sınırları içerisinde bulunan bu aşirete bağlı bir taifenin yüzyıllar evel göç ederek Sarıkaya Köyüne yerleştiği ve Demirparmak soyadı alarak bu köyümüzde yaşadığı bilinmektedir.**"
Dip Notlarda ise şu kayıt konulmuş:
*a.g.e (Hırkalı'nın cemaat olduğuna ilişkin)
**İsmail Uçakçı: Sarıkaya Köyü. a.g.e(Büyük ve Küçük Hırka köyü alaca ilçesi dari sınırları içerisinde bulunur)

03 Eylül 2008

FRANSA'daki KÜÇÜK HIRKA

KÜÇÜK HIRKA'DAN , FRANSA'YA
Nasip olursa Fransa'da ki Küçük Hırka'ya yer vereceğiz.
Kaç hane, ne zaman gittiler, ilk gidenler?..
Şu anda ne iş yaparlar gibi sorulara cevap vereceğiz.
Şimdilik - teşekürlerle -Sedat Buzağcı kardeşimizin bize ulaştırdığı Küçük Hırkalıların kümendiği bölgeyi gösteren bu resimle yetinelim..
Devamı gelecek, inşallah..
............
Ve geldi..(20 Aralık 2008) FRANSA’DAKİ KÜÇÜK HIRKA İÇİN BİRKAÇ NOT:
Türkiye’deki Küçük Hırka’dan daha fazla aile Fransa’da yaşıyor.
Küçük Hırka’dan Fransa’ya göçle ilgili olarak Sedat Bozağc’ıdan aşağıdaki bilgiler geldi. 1960larda Türkiye’den Almanya’ya işçi göçü başlar.
Bölgede ekonomik olarak en iyi durumdaki köylerden biri olan Küçük Hırka’dan bu akına ilk başlarda katılanlar olmaz.
Yabancı bir diyar, ne olacağı belirsiz bir yolculuk, bizim köylüleri çekmez.
Ancak çevre köylerden Avrupa’ya işçi akını çoktan başlamıştır.
1970lere gelirken bizim köyden de ilkler Almanya’nın yolunu tutar.
Süleymanın İhsan(Aykaç),
Derabağın Muhlis(Danlı),
Mıstılının İbrahim..
Nazilinin Asım...
Bunlar; ilk gidenlerdendir.
Onların, izin günlerinde köye gelip anlattıkları..
Köylünün sabahlara kadar, onlardan diledikleri “Alamanya” hikayeleri ilgilerini çeker.
Hoş bazılarının dediği yada endişelendiği gibi gidenler; hiç de “gavur olmamıştır”
Yine İslam, yine Türk
Hem de bütün varlıkları ile
O zaman geriye ne kalıyor?
Vatan, eş dost, yar yaran özlemi..
Ona da katlanacaklardır.
Vatan, yar , yaranın istikbali için, sırlayacaklardır sıkıntıları..
Zaten memlekette kalsalar "ala yorganı "sıtlayıp, çalımak için Ankara vs gibi gurbet yollarına düşmeyecekler mi?
Düşerler yola..
Gidiş o gidiş.
Önce Almanya..
Fransa..
Belçika..
Soraları İtalya vs diğer ülkeler şeklinde sürer yolculuk.
Bu uzun yolculuğun hikayesini -Allah nasip ederse- hayatta kalan kahramanlarından dinleyip kayda alırız.
Biz şimdilik bu yolculuğun Fransa ayağının başlangıcı ve geldiği noktayı - kelimesi kelimesine kendi dilinden anlatması için- isterseniz Fransa'ya dönüp Sedat’a kulak verelim.
“Fransa ya yerleşen bizim köylülerimiz 1972 yılında Recep Anbar’ in abisinin (Nazilinin Asım) yanına Almanya’ya gelmesi ile başlamıştır.
Recep Anbar, Almanya’ya gelir.
Daha sonra kağıt (çalışma ve oturum izni)almak için başvurduğunda Almanya’da kağıt alamaz. Çalışmak ve oturma izni için bu arada Fransa’ da verdiklerini öğrenirler Fransa’ ya gelir.
Burada bizim bulunduğumuz bölge ye 74 bölgesine yerleşir. 74 buranın plakasıdır. Daha sonraları köylülerimizden Pasa olarak bildiğimiz İsmet Özbahar(Haşimin Paşa), Ahmet Arslan(haniğin Ahmet), Gazi Bellek(Kiçik Halil’in oğlu) ve kayınpederi Eyyup Çömürcü ( Çakırın Eyup)gibi köylülerimizi bu bölgeye getirerek burada yasamaya tutunmuşlardır.
O zamanlarda gelen büyüklerimiz çok büyük zorluklar çekmişlerdir. Ev bulamama durumu, dil konusunda büyük sıkıntılar çekmişlerdir. Daha sonraları köylülerimizden akrabası burada bulunan akrabasını veya akrabası olmadığı halde yardımcı olarak buraya getirmişler yardımcı olmuşlardır.
Bu sayede su an köylülerimiz burada benim topladığım bilgilere göre 102 hanedir. Köylülerimizden burada önceden gelenler inşaat üzerine başlamışlardır ve su ana kadar da çoğunlukla inşaat sektöründe çalışan bir çok köylülerimiz vardır. Bir kac tanede fabrikada çalışan köylülerimiz de vardır, birde pazar sektöründe uç dört kişi bulunmaktadır. Köylülerimiz genelde buralarda iki şehirde toplanmış bulunmaktadır.
Birincisi (annemasse) Türkçe de “anmas “ diye bilinen yer. Diğeri de (cluses) “kulus” denen yerdedir. Anmas’da bulunan köylülerimiz Alaaddin hocanın bulunduğu dernekte toplanırlar.
Kulus denen yerdekiler ise diyanetin üzerine alınmış olan dernekte buluşurlar. Buradaki köylülerimizden inşaat sektöründe ilerleme sağlayan fazla yoktur.
Sebep olarak ta çalışıp kazanılan paraların Türkiye’ye yatırımın yapılmasıdır. Burada ilerlemek için bir gayret yoktur.Büyük olarak “fidayet” Çavdar’ in oğlu İbrahim Çavdar... İsmail Şahin’in oğulları.. İsmet Özbahar’ınr oğulları ilerlemeye çalışmaktadırlar.
Bizim bulunduğumuz bölge İtalya’ya 100 km.. Cenevre’ye “anmas” ile sınır. Bize “kulus” bölgesine 35’ km dir . Lyon bölgesine 200 km ‘dir.bulunduğumuz bölge dağlık olup yükseklerde kar kisin ve yazın kar eksik olmaz. En yüksek zirvesi 4807 metre ‘dir.
Buranın havası nemli olup yaz ayların da sıcaklığın en fazla 30 derecede olduğu halde insani sıkar.
Türkiye’den sonradan bizim gibi ithal gelen arkadaşlarımız alışma konusunda zorluklar çekilir; havasına, suyuna, diline alışma konusunda. Ama eskiden ilk gelenler gibi olmaz. Tabi ki yeni gelenlerin yuvası hazır olur. Birde eskisi gibi Türk az bulunmadığından dil konusunda bir Türk arkadaş bulur ve sıkıntısını giderir. Burada Türklerin sadece tek sikintisi olur su an için, vatan sıkıntısıdır. Ne kadar olursa olsun rahatlık ille de vatanimiz, koyumuzdur,koylumuzdur..
Buradan ben Sedat Bozağci olarak bu bilgileri topladım. Eksiklerim olabilir. Bilgileri daha fazla bulunan arkadaşlarımız Necati Çavdar’ a ulaştırabilirler.
Birde size kömürcü ve anbar larin düğünün de çekilmiş köylülerimizden resimler vardır. Bunları sizinle paylaşıyorum.
Yeni fotoğraflar eklemeye devam edeceğim selamlar ......
gurbetten Sedat Bozağci
GURBETTE DÜĞÜN
Fransa'daki Küçük Hırkalılar, bayram ve düğn gibi özel günlerde bir araya gelmeye özen gösterirler.
Seyfet Komurcu'nun oglu ile Muammer Anbar'in kızının duğununden fotoğraflar.

MİLLİ MAÇ HATIRASI

TüRKİYE- AVUSTURYA futbol karşılaşması 2008 de İsviçre'de yapıldı. Maça gurbetçiler akın ederek Millileri yalnız bırakmadılar.

Maça gidenler arasında bizim köylülerde vardı.

Bunlardan Sedat Buzağcı, o günü hatırlamak için bu resimle ölümsüzleştirdi.

FRANSA CLUSES'dan MANZARALAR

Fransa'da "mont blanc" dağlarından görünümler.

Mont Blanc' dağının 2008 sonbaharı ile 18 Şubat2009 günü Sedat Bozacı'nın CLUSES'deki evinin balkondan görünüşü..

Ve yine CLUSES(kulus)dan çekilmiş 2009 Şubatına ait kış manzaraları ..

Birinci resimde "Mont Blanc" dağından beslenen nehir görülüyor

Avrupa ve Alpler'in en yüksek dağı olan Mont Blanc'ıngüneyde kalan ana gövde İtalya'da kalır. Dağın kuzeyi Fransadadır. İtalya'da kalan bölüm "Monte Bianco" ismini alır ve (her ikisi de "Beyaz Dağ" diye bilinir.Zira Dağın en yüksek kısmı 4.792 m'yi bulur. Dağın zirvesinden 2.440 m yüksekliğe kadar yamaçları, 28 metreye kadar ulaşan kalınlıkta buz takkesi ile örtülü olduğu için her zaman zirve bayaz kalır.

////////////////////OOOOOOOOOOOOOOOO//////////////////

YARADILANA ÇARPAN BİR YÜREK

Bizim köylülerin Fransa'da yaşadığı KULUS(CLUSES)den bahstmişken, insanlık ve toptan "yaradılmışlar" için çarpan yürekden bahsetmek olmaz.

Bizim gibi o'da kanayan yara Gzaze'den bahsetmiş.

Ve bunu CLUSES''de yağan kar nedeniyle sıkıntıya giren kuşla özdeşleştirmiş..

buradan geçen "Yaradılanlara çarpan yüreğe "değeinmeden edemedim..

"Ağlayan Bir Yer

Yakın bir geçmişe kadar geleceğin Filistin devleti olacağı düşünülen, ancak şu anda dünyanın en büyük hapishanesi (Gazze) ve dünyanın en büyük bekleme salonu (Batı Şeria) olan yerden döndükten birkaç gün sonra bir rüya gördüm.

Kum taşlarından oluşan bir çölün ortasında belime kadar çıplak bir halde yalnız başıma duruyorum. Bir başkasının eli yerden bir avuç toz-toprak alıyor ve göğsüme fırlatıyor. Bu, saldırgan değil, düşünceli bir davranış. Toprak, göğsüme ulaşmadan değişiyor ve yırtık kumaşlara, muhtemelen de keten kumaşına dönüşüyor. Kumaş gövdemi sarıyor. Sonra, bu yırtık pırtık çaput parçaları kelimelere, cümlelere dönüşüyor. Benim tarafımdan değil, bu yer tarafından yazılmış kelimelere, cümlelere…

Bu rüyayı hatırladığımda, aklıma yerle bir ifadesi geldi.

Tekrar tekrar. Bu kelime, toprak dışında her şeyin, ama her şeyin silinip süpürüldüğü, çalındığı, darmadağın edildiği, dümdüz edildiği bir yeri veya yerleri tarif ediyor.

* Ramallah’ın batı tarafında Al Rabweh adında küçük bir tepe var. Tokyo sokağının hemen sonunda. Şair

Mahmut Derviş bu tepeye gömülmüş. Ama burada bir mezarlık yok. Sokağın adı Tokyo, çünkü şehrin Kültür Merkezi bu sokağın üzerinde ve tepenin tam ayağında. Bu Kültür Merkezi Japonya’nın sağladığı fonla inşa edilmiş. Derviş, şiirlerinin bazılarını son kez bu Merkezde okudu - ne var ki kimse bunun son kez olduğunu o zaman bilmiyordu. Issızlık anlarında son kelimesi ne anlama geliyor? Mezarı ziyaret ettik. Bir mezar taşı var. Kazılmış olan toprak hala çıplak. Derviş’in arkasından yas tutanlar oraya küçük buğday demetleri bırakmışlar. Aynen şiirlerinden birinde söylediği gibi. Kırmızı anemonlar, kağıt parçaları ve fotoğraflar da var.

Doğduğu ve bugün annesinin hala yaşadığı yer olan Celile’de

gömülmek istemişti Derviş. Ancak İsrailliler buna engel oldular. Cenaze için onbinlerce kişi Al Rabweh’te toplandı. Derviş’in 96 yaşındaki annesi kalabalığa seslendi:

“O hepinizin oğlu.” Henüz ölmüş veya öldürülmüş olan sevdiklerimizle ilgili konuşurken tam olarak hangi zamanda konuşuruz? Kelimelerimiz, normalde olduğundan çok daha yakın, çok daha ‘şu an’ gibi gelen bir zamanda çınlıyormuş gibi gelir. Aynı sevişirken, yakın bir tehlikeyle karşı karşıya kaldığımızda, geri dönülmez bir karar verirken, veya tango yaparken hissettiğimiz gibi…

Yaslı kelimelerimiz ölümsüzlükte çınlamaz ama, belki de ölümsüzlük alanının küçük bir galerisindedirler.

* Şu anda terk edilmiş olan bu tepede, Derviş’in sesini hatırlamaya çalıştım. Bir arı yetiştiricisinin sakin sesine sahipti:

“Bir kutu taş yaşayanların ve ölülerin, kovandaki bir petekte tutsak kalmış arılar gibi kuru kilde hareket ettiği…

Kuşatma her sıkılaştığında çiçek açlığı grevine girerler

Ve denizden acil çıkışı göstermesini isterler.”

Sesini aklımda canlandırırken, toprağa, yeşil otlara oturma ihtiyacı hissettim. Oturdum.

Al Rabweh, Arapça’da “üzerinde yeşil otlar olan tepe” anlamına geliyor. Kelimeleri geldikleri yere geri döndü. Ve başka hiçbir şey kalmadı. 5 milyon kişinin paylaştığı bir hiçbir şey. 500 metre ilerideki diğer tepe bir çöplük. Kargalar daireler çizerek üzerinde uçuşuyor. Birkaç çocuk çöpleri karıştırıyor. Bu yeni kazılmış mezarın yanında otların üzerine oturduğumda beklenmedik birşey oldu.

Olan şeyi tarif edebilmek için başka bir olayı anlatmam gerekiyor.

Birkaç gün önceydi. Oğlum Yves araba kullanıyordu. Fransız Alpleri’ndeki Cluses kasabasına doğru yol alıyorduk. Kar yağmıştı. Dağ etekleri, ovalar ve ağaçlar beyazdı. İlk karın beyazlığı genelde kuşları şaşırtarak, mesafe ve yön duygularını bozar. Birden, arabanın ön canıma bir kuş çarptı. Dikiz aynasından bakan Yves, kuşun yol kenarına düştüğünü gördü. Frene bastı ve geri vitesi taktı. Küçük bir kuştu, bir narbülbülü. Sersemlemişti ama hala yaşıyor ve gözlerini kırpıştırıyordu. Onu karların içinden aldım, elimde sıcacıktı, sımsıcak. Kuşların bize göre çok daha yüksek bir vücut ısısı var. Yolumuza devam ettik. Zaman zaman onu kontrol ettim.

Yarım saat içerisinde ölmüştü. Onu alıp arabanın arka kolduğuna koydum. Beni şaşırtan ağırlığı olmuştu. Onu karların içinden aldığımdan daha hafifti. Emin olmak için onu bir elimden diğer elime geçirdim. Sanki hayattayken sahip olduğu enerji, yaşam savaşı, ağırlığına ağırlık katmıştı. Şimdi ise sanki hiç ağırlığı yoktu.

Al Rabweh tepesindeki otlarda otururken buna benzer birşey oldu. Mahmut’un ölümü onun ağırlığını ortadan kaldırmıştı. Geriye sadece kelimeleri kalmıştı.

* Aradan, felaket öncesi sessizliğe gömülmüş aylar geçti. Şimdi ise, felaketlerin hepsi bir deltaya akıyor. Bu deltanın adı yok. Adını, sonradan, çok sonradan gelecek olan coğrafyacılar koyacak. Bugün bu isimsiz deltanın acı sularında yürümek dışında yapacak hiçbirşey yok.

* Dünyanın en büyük hapishanesi Gazze, bir mezbahaya dönüşüyor. Şerit kelimesi (Gazze Şeridi’ndeki), 65 yıl önceki getto kelimesi gibi, kanla ıslanıyor. Bombalar, mermiler, fosfor ve GBU39 radyoaktif silahları, makineli tüfek ateşleri, Israil Savunma Gücleri tarafından gece gündüz havadan, denizden ve karadan 1.5 milyonluk sivil nüfusun üzerine yağdırılıyor. Ölü ve yaralı sayısı, İsrail tarafından Şerit’e girmeleri yasaklanan yabancı medyanın yaptığı her haberde biraz daha artıyor. Ancak kritik rakam şu ki; her İsrailli ölüye karşılık, 100 Filistinli ölüyor. Bir İsrailli’nin hayatı 100 Filistinli’nin hayatına bedel. Bu varsayımın yansımaları, bunu kabul edilebilir ve normal gibi sunmaya çalışan İsrail sözcüsü tarafından sürekli tekrarlanıyor.

Katliamı salgın hastalıklar izleyecek; çoğu ikamet yerinde su ve elektrik yok, hastanelerde doktor, ilaç ve jeneratör sıkıntısı var. Katliam abluka ve kuşatmayı izledi. Dünyanın her yerinden protesto sesleri yükseliyor. Ancak dünya basınları, ve gururla sahip oldukları nükleer bombalarıyla, zenginlerin hükümetleri, İsrail’I, Savunma Güçleri’nin işledikleri suçların görmezden gelineceğine temin ediyor. *

“Ağlayan bir yer girer rüyamıza,” demişti Kürt şair

Bejan Matur. “Ağlayan bir yer girer rüyamıza ve bir daha çıkmaz.” Yerle bir olmuş topraktan başka hiçbir şey. * Dört ay önce Ramallah’ta yeraltındaki terkedilmiş bir park yerindeydim. Burası görsel sanatlarla uğraşan küçük bir grup Filistinli tarafından çalışma alanı olarak kullanılıyor. Bunların arasında

Randa Mdah adında bir heykeltraş kadın var. Onun tarafından tasavvur edilerek yapılan “Kukla Tiyatrosu” adlı enstalasyona bakıyorum. Duvar gibi dik duran, 3 metreye 2 metre boyutlarında bir alçak kabartma var. Önünde, yerde, üç figür duruyor. Tel, polyester, cam elyafı ve kil armatürün üzerine kabartmayla omuzlar, yüzler, eller yapılmış. Yüzeyler renkli – koyu yeşiller, kahverengiler, kırmızılar.

Kabartmanın derinliği, Ghiberti’nin yaptığı ve Floransa’daki Vaftizhane’nin bronz kapılarından birininki ile aynı. Ve nesnelerin uzakta olduğunu belirtmek için ufaltarak gösterme tekniği ve çarpıtılmış perspektifler neredeyse aynı ustalıkla ele alınmış. [Heykeltraşın bu kadar genç olduğunu asla tahmin edemezdim. Henüz 29 yaşında.] Alçak kabartmanın duvarı, sahneden bakıldığında tiyatrodaki seyircilerin andırdığı “çit”e benziyor. Öndeki sahnenin zemininde gerçek insan boyutlarındaki figürler duruyor, iki kadın ve bir adam. Aynı malzemeden yapılmışlar ama kullanılan renkler daha soluk. Bir tanesi seyircinin dokunabileceği mesafede, bir tanesi iki metre geride ve üçüncüsü iki katı uzaklıkta. Günlük kıyafetler giyiyorlar, bu sabah giymeyi seçtikleri kıyafetleri. Gövdeleri tavandan sarkan üç yatay tahta parçasına iliştirilmiş kordonlara bağlı. Bu insanlar kukla; olmayan veya görünmeyen kukla oynatıcıları da onları kontrol etmek için bu tahta parçalarını kullanıyor. Alçak kabartmadaki bir yığın figür gözlerinin önündekine bakıyorlar ve ellerini ovuşturuyorlar. Elleri kümes hayvanı sürüsü gibi. Hiçbir güçleri yok. Ellerini ovuşturuyorlar çünkü müdahale edemiyorlar. Onlar alçak kabartma, üç-boyutlu değiller ve bu nedenle gerçek dünyaya girip müdahale edemiyorlar. Onlar sessizliği temsil ediyor. Görünmeyen kukla oynatıcısının kordonlarına bağlı üç gerçek ve titreyen figür hızla kafa üstü yere fırlatılıyor. Ayakları havada. Tekrar tekrar fırlatılıyorlar, ta ki başları yarılana kadar. Elleri, gövdeleri, yüzleri ıstırap içinde kasılıyor. Bitip tükenmeyen bir ıstırap. Ayaklarında bunu görebiliyorsunuz. Tekrar tekrar. Alçak kabartmanın hiçbir gücü olmayan izleyicileri ve yerdeki iri ve biçimsiz kurbanları arasında yürüyebilirdim. Ama yürümedim. Bu çalışmada, başka hiçbir yerde görmediğim bir güç var. Üzerinde durduğu zemine hakim olmuş durumda. Dona kalmış izleyiciler ve can çekişen kurbanların arasındaki öldürme alanını kutsal kılmış. Bir park yerini yerle bir edilmiş bir alana çevirmiş. Bu çalışma Gazze Şeridi’nde olacakların kehanetiydi. * Filistin Otoritesi’nin kararıyla Mahmut Derviş’in Al Rabweh tepesindeki mezarı tellerle çevrelendi ve üzerine camdan bir piramitinşa edildi. Artık yanına çömelmek mümkün değil. Ancak kelimeleri kulaklarımıza geliyor, bu kelimeleri tekrar edebiliyoruz.

Volkanların coğrafyasında yapacak işlerim var

Issızlıktan yıkıma

Lott'un zamanından Hiroşima'ya

Henüz daha tanımadığım bir tutkuyla

Sanki henüz hiç yaşamamışım gibi…

Belki Şimdi uzaklara gitmiştir

Ve Dün, yakınlaşmıştır

Tarihin kıyılarında dolaşmak için

Şimdi'nin elini tutuyorum

ve dağ keçilerinin kaosuna sahip

döngüsel zamandan kaçıyorum

Elektronik zamanın hızıyla

Yarınım nasıl kurtarılabilir?

veya çöl karavanımın yavaşlığıyla?

Sonum gelene kadar işim var

sanki yarını hiç görmeyecekmişim gibi

ve burada olmayan bugün için yapacak işlerim var

Bu nedenle dinliyorum yavaşça

Kalbimin karınca vuruşlarını...(JB/EA/EÜ)

* İki alıntı da Derviş’in Jidariyya (Mural) adlı şiirinden yapılmıştır.

**(John Berger'in Irish Times'da yayınlanan yazısını Esra Aygın Türkçeleştirdi. Bianet’ten alınmıştır.)"

KAYNAKLAR:

http://www.versohaber.com/index.php?

option=com_content&task=view&id=301&Itemid=2

http://www.yuksekovahaber.com/news_detail.php?id=11236

////////////////////////////////////

FRANSA’DA Kİ KÜÇÜK HIRKALILAR

DÜĞÜN DOLAYISIYLA

BİR ARAYA GELDİLER.

Ceniklerden Hasan –Semiha Taş çiftinin oğulları Bekir ile Şahbazlardan Selahattin Şahinin (Gildi bacının İsmailin torunu) kızının düğünü “Mont blanc” diye bilinen Batı Alpler’in bir parcasi olan”ve Fransa –İtalya sınırındaki Les houche” denilen turistik bir köyde yapıldı.

26 Nisan 2009 Pazar günü gerçekleştirilen düğünün yapıldığı yer; resimde görüldüğü gibi arkada dağda kar,aşağısı yeşillikler içinde güzel bir manzarası olan dağ köyündeki salonda idi.

Resimlerde düğüne katılanlardan bir kısmı görülüyor.

Resimdekiler soldan saga Tükenmiş’in Mehmet (Çoban), Haşim’in Murat (Özbahar) ,Annemasse camisinin imamlarından Alaeddin Özdemir , Gıdışın Garbin Mehmet (Çapraz), Annemasse (anmas) cami derneği yani başkanı Mehmet Özbahar( Paşa’nın oğlu Memo),Nalcı İzet’in oğlu Necip Danlı, Mahmıdın Alinin Hasanın oğlu Erdal ve Ercan Yazıcı , Mehmet Kağın oğlu Ercan Öztürk ile Kızı gelin olan Selahattin Şahin .. Diğer arkadaş Lozan da kalıyor ve bizim koyun (annemasse) camisine gelip gidenlerden birisi Alican olarak biliniyor.

İkinci resimde; (soldan-sağa)Gözlüklü olanlarHabibin Garip(danlı), Mahmudun Mehmet(Danlı), Alalattin(Özdemir) Hoca ile diğerleri..

Malum insanlar her zaman bir araya gelemiyor...

Dolayısı ile toplu resim bulmak zor.

Düğünden sonra; Alaattin hoca gitmek üzere arabaya biner.

Sedat Buzağcı,"Koy sitesi icin bir araya gelin de fotograf cekecegim..

Fotoğraf makinası ile geliyorum.. Gitme bir hatıran kalsın " der.

Alaatin Hoc'da arabaya bindiği halde,

" Ölursem.. Ula git .. Getirde... Çek" diye cevaplayarak Sedat'ı bekler ve topluca resim çektirirler..

İyide ederler..

Alaadin hocamıza hayırlı, bereketli sağlıkla uzun ömürler diler,Sedat'a da emeği ve ilgisi için teşekür ederiz..

Diğer resimlerde de ise bizim Hidayet emminin oğlu İbrahim Çavdar ile köyümüzün Fransa'daki diğer gençleri görülüyor.

FRANSA TÜRK FEDERASYON

ANNEMASSE TÜRK - İSLAM KÜLTÜR OCAĞI

FATİH CAMİİ

Cluses caminin dışardan görünümü

Kücük Hirka köyünden bayanların camiye katkı için yaptıkları çalışmalar...

Bu çalışmalara bizim köyden katılanlar şöyle :

Mina Çavdar(Mine Bacı- Adil ağanın kızı -Hidayet Amcamın hanımı),

Hürü Ozbahar (Körülü Emmimin kızı- Kitinin İsmet'in hanımı),

Ayşe Danlı(İkbalin Ömerin kızı- Nalbant İzet'in Necp'in hanımı),

Nurdane Toprakcı(Halil Kağın İzet'in hanımı ),

Hacer Özturk(Memiş'in Haydarın kızı Şerifin Hüseyinin Hikmet'in hanımı) ,

Altın Danli (Körvelinin Memmet'in hanımı)

Saniye Danlı (Efe Mehmedin kızı - Takavitin torunu rahmetli Hasan'ın hanımı )

ve yan tarafda başka yerden bir kaç kişi diğer bayanlar
ALMANYA'DA Kİ KÜÇÜK HIRKA

Fransa'daki Küçük Hırka demiştik.

Almanya'daki Küçük Hırkadan'da ses ve SELAM geldi..

Muhlis-Hasan-Necip-Elvan-Osman Danlı

Ensar Çavdar

Posted by Picasa

Ensar'ın itler

Posted by Picasa

Arslan Özçelik

Fransa'da ki Küçük Hırka'dan Arslan Özçelik:
Arslan'ın Türkiye'de üç evi oldu.